<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:podcast="https://podcastindex.org/namespace/1.0" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0"><channel><title>ÖDÜNÇ KELİMELER</title><link>https://www.spreaker.com/podcast/odunc-kelimeler--7496020</link><description><![CDATA[Ödünç Kelimeler programının bölümleri. Raindrops TV YouTube kanalında yayınlanan programın podcast versiyonu.]]></description><atom:link href="https://www.spreaker.com/show/7496020/episodes/feed" rel="self" type="application/rss+xml"/><language>tr</language><category>Islam</category><copyright>Copyright Raindrops Tv</copyright><image><url>https://d3wo5wojvuv7l.cloudfront.net/t_rss_itunes_square_1400/images.spreaker.com/original/357c5e5ef75a156cbb9af04bfd3491ac.jpg</url><title>ÖDÜNÇ KELİMELER</title><link>https://www.spreaker.com/podcast/odunc-kelimeler--7496020</link></image><lastBuildDate>Mon, 26 Oct 2026 17:30:07 +0000</lastBuildDate><itunes:author>Raindrops Tv</itunes:author><itunes:owner><itunes:name>Raindrops Tv</itunes:name><itunes:email>feeds@spreaker.com</itunes:email></itunes:owner><itunes:image href="https://d3wo5wojvuv7l.cloudfront.net/t_rss_itunes_square_1400/images.spreaker.com/original/357c5e5ef75a156cbb9af04bfd3491ac.jpg"/><itunes:subtitle>Ödünç Kelimeler programının bölümleri. Raindrops TV YouTube kanalında yayınlanan programın podcast versiyonu.</itunes:subtitle><itunes:summary><![CDATA[Ödünç Kelimeler programının bölümleri. Raindrops TV YouTube kanalında yayınlanan programın podcast versiyonu.]]></itunes:summary><itunes:category text="Religion &amp; Spirituality"><itunes:category text="Islam"/></itunes:category><itunes:explicit>false</itunes:explicit><podcast:guid>a0d24eb9-9634-56dd-b87a-9dedc1f9b776</podcast:guid><itunes:type>episodic</itunes:type><item><title>“AMİN”İ EKSİK DUA – ÖDÜNÇ KELİMELER</title><link>https://www.spreaker.com/episode/amin-i-eksik-dua-odunc-kelimeler--76001244</link><description><![CDATA[Bir dua var, amin’i eksik kalıyor bir süredir. Duayı eden bir anne. Çocuğu ve kendisi için yıllardır dua ediyor ve evladından “amin” demesini bekliyor. Ama çocuk bu duada geçen “ev” kelimesinin ne anlama geldiğini bilmediği, bilmediği bir yere gitmek istemediği için de “amin” diyemiyor.<br />Ödünç Kelimeler, işte “amin”i eksik bu duanın hikayesini ödünç alıyor, duayı da size emanet ediyor bu hafta.<br />“Kaç defa kapısını çekip çıkmak zorunda kaldım evimin ve bir daha da dönemedim. Her birinde farklı yaşlarım, yaşanmışlıklarım vardı. Ömrümün bir parçası. İyisi ile kötüsü ile acısıyla tatlısıyla benim hatıralarımdı. Mutfağa dadanan karıncalar, balkondaki gül ağacı, üzerine konan tozlar bile evimin, ömrümün parçasıydı. Çocuklarımın sesinin, nefesinin, ağlamalarının – gülmelerinin sindiği yerlerdi o evler. Sokağa açılan demir kapı, o kapı önündeki ağaç, üzerine tüneyen kuşlar... Hepsi evimizdi.<br />Her ne kadar her ayrılışta cam kırıkları gibi ufalanmış olsa da yüreğiniz, bir yerlerde evinin olması, evim dediği bir yerde hatıraları olması insanın, ölçülmez bir değermiş meğer. Bunu neden söyledim? Çünkü Mehmet Akif’i tanıdım bugün.<br />Mehmet Akif altı aylıkmış annesi ile cezaevine girdiğinde. Cam rendeden geçirilmiş, beyaz tülbentlerden süzülmüş elma suyu ile ek gıdalara geçmeye hazırlandığı zamanlarmış polis kapıyı kırdığında, cezaevi karavanından annesinin payına düşeni bölüşmek zorunda kalmış o günden beri.<br />Onun yaşadığı yerde herşey zamanlıymış, yemek, uyumak, bahçeye çıkmak, banyo yapmak… hatta ağlamak bile. Ne zaman ağlayacağına kim karar verir ki bebeklerin? Acıkır ağlar bebekler, gazı birikir ağlar, diş çıkarır, ateşi yükselir ağlar. Ama Akif çabuk büyüyen bebeklerden. Çünkü 24 kişinin uyuduğu bir koğuşta uyuyorsa bebekler ve ağlamalarıyla birilerini rahatsız etmekten korkuyorsa anneler, birileri gecenin bir yarısında uyandırıldığı için azarlıyorsa anneyi ve cam bir bardak gibi kırılıp parçalanıyorsa annelerin yürekleri, anneler kırılmasın diye erken büyürmüş bebekler.<br />İşte böyle bir hikayesi var Akif’in. Annesi eve gidelim mi diye sorduğunda, küçük dünyasında evi bir yere koyamayan, ne olduğunu bilmediği için bu soruya “evet diyemeyen” bir çocuk o. Annesi ve koğuş arkadaşları ısrar ediyormuş bazen. Senin duan kabul olur, “Allah’ım bizi buradan kurtar, evlerimize dönelim” diye dua et diyorlarmış. Akif ne amin demiş bu duaya ne de ağzını açıp tekrar edebilmiş duayı.<br />İnsan eve gitmekten korkar mı? Mehmet Akif korkuyor, hem de çocuk aklıyla bir duaya amin diyemeyecek kadar. Bir çocuk cezaevinde büyür mü? Mehmet Akif emeklemeyi öğrendi cezaevinde, dişleri çıktı, yürümeyi, konuşmayı, sayı saymayı öğrendi, elbiseleri küçüldü defalarca o büyüdükçe. Ama biryere evimiz diyemedi, bir evde yaşamadı henüz, hiçbir ev Akif’in kokusuna aşina olmadı.”]]></description><guid isPermaLink="false">https://api.spreaker.com/episode/76001244</guid><pubDate>Mon, 26 Oct 2026 15:51:31 +0000</pubDate><enclosure url="https://api.spreaker.com/download/episode/76001244/013_thzvdw1g_k8.mp3" length="7047404" type="audio/mpeg"/><itunes:author>Raindrops Tv</itunes:author><itunes:subtitle>Bir dua var, amin’i eksik kalıyor bir süredir. Duayı eden bir anne. Çocuğu ve kendisi için yıllardır dua ediyor ve evladından “amin” demesini bekliyor. Ama çocuk bu duada geçen “ev” kelimesinin ne anlama geldiğini bilmediği, bilmediği bir yere gitmek...</itunes:subtitle><itunes:summary><![CDATA[Bir dua var, amin’i eksik kalıyor bir süredir. Duayı eden bir anne. Çocuğu ve kendisi için yıllardır dua ediyor ve evladından “amin” demesini bekliyor. Ama çocuk bu duada geçen “ev” kelimesinin ne anlama geldiğini bilmediği, bilmediği bir yere gitmek istemediği için de “amin” diyemiyor.<br />Ödünç Kelimeler, işte “amin”i eksik bu duanın hikayesini ödünç alıyor, duayı da size emanet ediyor bu hafta.<br />“Kaç defa kapısını çekip çıkmak zorunda kaldım evimin ve bir daha da dönemedim. Her birinde farklı yaşlarım, yaşanmışlıklarım vardı. Ömrümün bir parçası. İyisi ile kötüsü ile acısıyla tatlısıyla benim hatıralarımdı. Mutfağa dadanan karıncalar, balkondaki gül ağacı, üzerine konan tozlar bile evimin, ömrümün parçasıydı. Çocuklarımın sesinin, nefesinin, ağlamalarının – gülmelerinin sindiği yerlerdi o evler. Sokağa açılan demir kapı, o kapı önündeki ağaç, üzerine tüneyen kuşlar... Hepsi evimizdi.<br />Her ne kadar her ayrılışta cam kırıkları gibi ufalanmış olsa da yüreğiniz, bir yerlerde evinin olması, evim dediği bir yerde hatıraları olması insanın, ölçülmez bir değermiş meğer. Bunu neden söyledim? Çünkü Mehmet Akif’i tanıdım bugün.<br />Mehmet Akif altı aylıkmış annesi ile cezaevine girdiğinde. Cam rendeden geçirilmiş, beyaz tülbentlerden süzülmüş elma suyu ile ek gıdalara geçmeye hazırlandığı zamanlarmış polis kapıyı kırdığında, cezaevi karavanından annesinin payına düşeni bölüşmek zorunda kalmış o günden beri.<br />Onun yaşadığı yerde herşey zamanlıymış, yemek, uyumak, bahçeye çıkmak, banyo yapmak… hatta ağlamak bile. Ne zaman ağlayacağına kim karar verir ki bebeklerin? Acıkır ağlar bebekler, gazı birikir ağlar, diş çıkarır, ateşi yükselir ağlar. Ama Akif çabuk büyüyen bebeklerden. Çünkü 24 kişinin uyuduğu bir koğuşta uyuyorsa bebekler ve ağlamalarıyla birilerini rahatsız etmekten korkuyorsa anneler, birileri gecenin bir yarısında uyandırıldığı için azarlıyorsa anneyi ve cam bir bardak gibi kırılıp parçalanıyorsa annelerin yürekleri, anneler kırılmasın diye erken büyürmüş bebekler.<br />İşte böyle bir hikayesi var Akif’in. Annesi eve gidelim mi diye sorduğunda, küçük dünyasında evi bir yere koyamayan, ne olduğunu bilmediği için bu soruya “evet diyemeyen” bir çocuk o. Annesi ve koğuş arkadaşları ısrar ediyormuş bazen. Senin duan kabul olur, “Allah’ım bizi buradan kurtar, evlerimize dönelim” diye dua et diyorlarmış. Akif ne amin demiş bu duaya ne de ağzını açıp tekrar edebilmiş duayı.<br />İnsan eve gitmekten korkar mı? Mehmet Akif korkuyor, hem de çocuk aklıyla bir duaya amin diyemeyecek kadar. Bir çocuk cezaevinde büyür mü? Mehmet Akif emeklemeyi öğrendi cezaevinde, dişleri çıktı, yürümeyi, konuşmayı, sayı saymayı öğrendi, elbiseleri küçüldü defalarca o büyüdükçe. Ama biryere evimiz diyemedi, bir evde yaşamadı henüz, hiçbir ev Akif’in kokusuna aşina olmadı.”]]></itunes:summary><itunes:duration>353</itunes:duration><itunes:explicit>false</itunes:explicit><itunes:image href="https://d3wo5wojvuv7l.cloudfront.net/t_rss_itunes_square_1400/images.spreaker.com/original/da3bf00a44b998c2a5c8d7dd736ec147.jpg"/><itunes:episodeType>full</itunes:episodeType></item><item><title>BABAM NEREDE? - FAİL-İ MEŞHUR BİR KAYIP</title><link>https://www.spreaker.com/episode/babam-nerede-fail-i-meshur-bir-kayip--76001238</link><description><![CDATA[Meclis İnsan Hakları Araştırma Komisyonu’nda görev yapmış bir milletvekili diyor ki, “insan kaçırma vakalarının ne olduğu çok belliydi, bir başsavcı neden birşey yapmıyorsunuz diye sordum. Kimin kaçırdığını siz de çok iyi biliyorsunuz, bizim elimizden birşey gelmiyor.”<br />İşte ülkede “var” dedikleri hukuk da adalet de böyle işliyor. Bugün Nursena Küçüközyiğit böyle bir devlette bir haftadır haber alamadığı babasını arıyor ve dilekçesini bile kabul etmeyen kurumlara “BABAM NEREDE?” diye soruyor.<br />Ödünç Kelimeler olarak, eşkiya düzeninin son kurbanı Küçüközyiğit ailesinin ve Nursena’nın sesinin daha gür çıkması için “Babam Nerede” çığlığını ödünç alıyor, iki yıla yakın süredir kayıp olan “Yusuf Bilge Tunç ve Hüseyin Galip Küçüközyiğit nerede?” diye soruyoruz. Fail-i meşhur kaçırılma olaylarının son bulması, bugün kayıp olanların bir an önce ortaya çıkıp ailelerine kavuşması dua ve temennisiyle…]]></description><guid isPermaLink="false">https://api.spreaker.com/episode/76001238</guid><pubDate>Mon, 26 Oct 2026 15:51:29 +0000</pubDate><enclosure url="https://api.spreaker.com/download/episode/76001238/012_8easdxt_uta.mp3" length="7277804" type="audio/mpeg"/><itunes:author>Raindrops Tv</itunes:author><itunes:subtitle>Meclis İnsan Hakları Araştırma Komisyonu’nda görev yapmış bir milletvekili diyor ki, “insan kaçırma vakalarının ne olduğu çok belliydi, bir başsavcı neden birşey yapmıyorsunuz diye sordum. Kimin kaçırdığını siz de çok iyi biliyorsunuz, bizim elimizden...</itunes:subtitle><itunes:summary><![CDATA[Meclis İnsan Hakları Araştırma Komisyonu’nda görev yapmış bir milletvekili diyor ki, “insan kaçırma vakalarının ne olduğu çok belliydi, bir başsavcı neden birşey yapmıyorsunuz diye sordum. Kimin kaçırdığını siz de çok iyi biliyorsunuz, bizim elimizden birşey gelmiyor.”<br />İşte ülkede “var” dedikleri hukuk da adalet de böyle işliyor. Bugün Nursena Küçüközyiğit böyle bir devlette bir haftadır haber alamadığı babasını arıyor ve dilekçesini bile kabul etmeyen kurumlara “BABAM NEREDE?” diye soruyor.<br />Ödünç Kelimeler olarak, eşkiya düzeninin son kurbanı Küçüközyiğit ailesinin ve Nursena’nın sesinin daha gür çıkması için “Babam Nerede” çığlığını ödünç alıyor, iki yıla yakın süredir kayıp olan “Yusuf Bilge Tunç ve Hüseyin Galip Küçüközyiğit nerede?” diye soruyoruz. Fail-i meşhur kaçırılma olaylarının son bulması, bugün kayıp olanların bir an önce ortaya çıkıp ailelerine kavuşması dua ve temennisiyle…]]></itunes:summary><itunes:duration>364</itunes:duration><itunes:explicit>false</itunes:explicit><itunes:image href="https://d3wo5wojvuv7l.cloudfront.net/t_rss_itunes_square_1400/images.spreaker.com/original/91311223fe99ce4c65f748a935c2a07f.jpg"/><itunes:episodeType>full</itunes:episodeType></item><item><title>UNUTULMAYAN İKİ NASİHAT - ÖDÜNÇ KELİMELER -</title><link>https://www.spreaker.com/episode/unutulmayan-iki-nasihat-odunc-kelimeler--76001236</link><description><![CDATA[Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın hayatında kılavuz yaptığı iki önemli başlık var bu hafta Ödünç Kelimeler’de.<br />Bu videoda Hidayet Karaca’nın döneminde personel maaşlarının ödenemediği küçük bir televizyon kanalından bir yayın grubuna dönüşen Samanyolu’nun amacı, hedefleri ve hedef haline gelmesindeki sebepler anlatılıyor.<br />”14 Aralık’ta gözaltına alınan ve 6 yıldır demir parmaklıklara mahkum edilen Hidayet Karaca değildi sadece. Bir ağaç altını saraylara, suitlere değişmeyen, değil haram olana, helal mala mülke bile tamah etmeyen hak ve halk sevdasıydı. Hidayet Karaca 14 Aralık ve öncesinde bu ülke ve millet için neden kaygılanıyordu ise onun içeride olduğu dönemde onu hapse mahkum edenler bu millete hepsini tek tek yaptı.<br />Günler ayları aylar yılları doldurdu, mevsimler mevsimleri kovaladı, bahardan korkanlar, hırsızı yolsuzu, katili haini, tefeciyi mafyacıyı serbest bıraktı, Hidayet Bey’I ve onun gibileri içeriye aldı ve bırakmadı. Bugün hapishanelerde kim var diye bakıldığında üstadın şu sözü gelir aklıma: Böyle bir istibdad-ı mutlak altında hiçbir hürriyet-ne hürriyet-i ilmiye, ne hürriyet-i vicdan, ne hürriyet-i diniye-olmamasından, ehl-i namus ve diyanet ve taraftar-ı hürriyet olanlara ya ölmek veya hapse girmekten başka bir çare kalmaz.”]]></description><guid isPermaLink="false">https://api.spreaker.com/episode/76001236</guid><pubDate>Mon, 26 Oct 2026 15:51:26 +0000</pubDate><enclosure url="https://api.spreaker.com/download/episode/76001236/011_o1v7wypnhfc.mp3" length="11774924" type="audio/mpeg"/><itunes:author>Raindrops Tv</itunes:author><itunes:subtitle>Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın hayatında kılavuz yaptığı iki önemli başlık var bu hafta Ödünç Kelimeler’de.
Bu videoda Hidayet Karaca’nın döneminde personel maaşlarının ödenemediği küçük bir televizyon kanalından bir yayın grubuna...</itunes:subtitle><itunes:summary><![CDATA[Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın hayatında kılavuz yaptığı iki önemli başlık var bu hafta Ödünç Kelimeler’de.<br />Bu videoda Hidayet Karaca’nın döneminde personel maaşlarının ödenemediği küçük bir televizyon kanalından bir yayın grubuna dönüşen Samanyolu’nun amacı, hedefleri ve hedef haline gelmesindeki sebepler anlatılıyor.<br />”14 Aralık’ta gözaltına alınan ve 6 yıldır demir parmaklıklara mahkum edilen Hidayet Karaca değildi sadece. Bir ağaç altını saraylara, suitlere değişmeyen, değil haram olana, helal mala mülke bile tamah etmeyen hak ve halk sevdasıydı. Hidayet Karaca 14 Aralık ve öncesinde bu ülke ve millet için neden kaygılanıyordu ise onun içeride olduğu dönemde onu hapse mahkum edenler bu millete hepsini tek tek yaptı.<br />Günler ayları aylar yılları doldurdu, mevsimler mevsimleri kovaladı, bahardan korkanlar, hırsızı yolsuzu, katili haini, tefeciyi mafyacıyı serbest bıraktı, Hidayet Bey’I ve onun gibileri içeriye aldı ve bırakmadı. Bugün hapishanelerde kim var diye bakıldığında üstadın şu sözü gelir aklıma: Böyle bir istibdad-ı mutlak altında hiçbir hürriyet-ne hürriyet-i ilmiye, ne hürriyet-i vicdan, ne hürriyet-i diniye-olmamasından, ehl-i namus ve diyanet ve taraftar-ı hürriyet olanlara ya ölmek veya hapse girmekten başka bir çare kalmaz.”]]></itunes:summary><itunes:duration>589</itunes:duration><itunes:explicit>false</itunes:explicit><itunes:image href="https://d3wo5wojvuv7l.cloudfront.net/t_rss_itunes_square_1400/images.spreaker.com/original/b407dffba0acbcf3ccb70b319e1bf97a.jpg"/><itunes:episodeType>full</itunes:episodeType></item><item><title>YARGI REFORMUNUZ BU MU? – KİNİNİZ ADALETİ BİTİRDİ</title><link>https://www.spreaker.com/episode/yargi-reformunuz-bu-mu-kininiz-adaleti-bitirdi--76001228</link><description><![CDATA[Fatih Sultan Mehmet’e atfedilen bir vecizede şöyle der: “Kadıyı satın alırsanız adalet ölür, adalet ölürse devlet ölür”.<br />Bugün yargı reformundan bahsediliyor, hakimlere, savcılara hukuka ve vicdana göre hükümler vermeleri isteniyor. Mustafa Kabakçıoğlu, Haluk Savaş, Yusuf Uzun, Mevlüt Öztaş, Fatih Terzioğlu, Ahmet Turan Özcerit, Ahmet Kaplan, Caner Durukan, Özgür Doğan, Mehmet Ali Özbir, Medeni Arifoğlu, Engin Erol, Cengiz Karabulut, Mustafa Barış Avıalan, İsmail Ülker, Nesrin Gençosman, Halime Gülsu’yu bir kere daha hatırlatıp, Ümit Gökhasan’ın yaşadıklarını ödünç alıyoruz bugün. Ve sormak istiyoruz: İnsanlar canlarını yitirirken, Ümit Gökhasan bu hale getirilirken neredeydiniz? Rabbim masumken tutuklanan ve cezaevlerinde hastalanıp can veren bütün kardeşlerimize rahmet eylesin, hasta kardeşlerimize de acil şifalar versin.<br /><br />İnsan hakları, hasta hakları, tutuklu hakları, adil yargılanma hakları, tedavi hakları, yaşama hakları görmezden gelindi. Birilerinin kinleri adaletin, hukukun önünde aşılmaz duvar oldu. O duvar gün geldi eşler arasında, anne baba ile evlatları arasında mezar oldu. Hiç acımıyorum dedi birileri, birileri övündü, kanun hukuk tanımazlığıyla, kininin büyüklüğüyle. ne lohusalara, hastalara acımadım sana mı acıyacağım diyordu bazıları.<br /><br />Adaletli olmaları için acımalarına gerek yoktu oysa. Şöyle emrediyordu Kur’an:<br />“Ey iman edenler, adil şahitler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide Suresi, 8)<br /><br />Benzer süreçleri yaşayan KHK’lı komiser Ümit Gökhasan’ın eşi Şükran Hanım. O bu videoyu çektiğinde 2019 yılının Mayıs ayıydı. Eşinin rahatsızlıkları başlayalı tam 8 ay olmuştu. Yetkililerin hastalığa inanması aylar aldı. O aylar da Ümit Gökhasan’dan sağlığını… Ocak 2020’te teşhis konulduğunda midesinde başlayan kanser yemek borusuna sirayet etmişti bile. Tedaviye geç başlanmasının sorumluluğunu üstlenmek bir yana, ameliyattan 14 gün sonra cezaevine geri gönderdiler.<br />Sağlıklı insanı hasta eden cezaevi şartlarının yeni ameliyat olmuş biri için uygun olmadığı aşikardı. 4 ay kemoterapisiz bir şekilde cezaevinde tutuldu Ümit Gökhasan. Dilekçeleri cevapsız, çabaları sonuçsuz kaldı. Şükran Hanım en sonunda resmi yollardan ulaşamadığı yetkililere, kamuoyu vicdanına da seslenen yeni bir paylaşımla sesini duyurmaya çalıştı.<br />Tahliye etmediler… Afyon Devlet Hastanesi sağlık kurulu, 18 Haziran 2020’de Ümit Komisere sağlam raporu verdi, infazının ertelenmesine gerek yoktur dediler. Ertelenmesin dedikleri infaz toplam 6 yıl 11 ay hapis cezasıydı ve bunun 4 yılını yatmıştı zaten.<br /><br />Türkiye bu dönemde, katilleri, tecavüzcüleri, hırsızları, uyuşturucu kaçakçılarını, çetebaşlarını, müebbetlik suç işleyenleri affetmekle meşgüldü. O suçluları salıvermeyi vicdanlarına sığdırabilen yetki sahipleri, devlete 10 larca yıl hizmet etmiş bir polisi, niye ceza verildiği bile belli olmayan bir mahkumu, cezasının büyük bölümünü yatmış olmasına dahası ağır hasta olmasına rağmen, sadece dosyasında cemaat yazıyor diye, eşine ve çocuklarına, yaşlı anasına, zihinsel engelli kardeşine gönderemedi.<br /><br />Üç ay daha çaldılar tedavi sürecinden, ve sonra tahliye ettiler. Üç ay önce sağlam diyenler, yüzde 80 engelli raporu verdiler bu defa. Ağustos’un yedisiydi salıverildiğinde, ve kanser 4. evreye ulaşmıştı bile.<br />Adım adım, göz göre göre, sırf birilerinin kini adaletin önüne duvar oldu diye bu hale getirildi bir insan…Eşinin cümleleri yarım bugün. Allah’tan ümit kesilmez, hastalığı veren, dilerse şifasını da verir elbet deyip dua ediyor v e herkesten dua bekliyor.]]></description><guid isPermaLink="false">https://api.spreaker.com/episode/76001228</guid><pubDate>Mon, 26 Oct 2026 15:49:42 +0000</pubDate><enclosure url="https://api.spreaker.com/download/episode/76001228/010_sairxodj1jk.mp3" length="7815404" type="audio/mpeg"/><itunes:author>Raindrops Tv</itunes:author><itunes:subtitle>Fatih Sultan Mehmet’e atfedilen bir vecizede şöyle der: “Kadıyı satın alırsanız adalet ölür, adalet ölürse devlet ölür”.
Bugün yargı reformundan bahsediliyor, hakimlere, savcılara hukuka ve vicdana göre hükümler vermeleri isteniyor. Mustafa...</itunes:subtitle><itunes:summary><![CDATA[Fatih Sultan Mehmet’e atfedilen bir vecizede şöyle der: “Kadıyı satın alırsanız adalet ölür, adalet ölürse devlet ölür”.<br />Bugün yargı reformundan bahsediliyor, hakimlere, savcılara hukuka ve vicdana göre hükümler vermeleri isteniyor. Mustafa Kabakçıoğlu, Haluk Savaş, Yusuf Uzun, Mevlüt Öztaş, Fatih Terzioğlu, Ahmet Turan Özcerit, Ahmet Kaplan, Caner Durukan, Özgür Doğan, Mehmet Ali Özbir, Medeni Arifoğlu, Engin Erol, Cengiz Karabulut, Mustafa Barış Avıalan, İsmail Ülker, Nesrin Gençosman, Halime Gülsu’yu bir kere daha hatırlatıp, Ümit Gökhasan’ın yaşadıklarını ödünç alıyoruz bugün. Ve sormak istiyoruz: İnsanlar canlarını yitirirken, Ümit Gökhasan bu hale getirilirken neredeydiniz? Rabbim masumken tutuklanan ve cezaevlerinde hastalanıp can veren bütün kardeşlerimize rahmet eylesin, hasta kardeşlerimize de acil şifalar versin.<br /><br />İnsan hakları, hasta hakları, tutuklu hakları, adil yargılanma hakları, tedavi hakları, yaşama hakları görmezden gelindi. Birilerinin kinleri adaletin, hukukun önünde aşılmaz duvar oldu. O duvar gün geldi eşler arasında, anne baba ile evlatları arasında mezar oldu. Hiç acımıyorum dedi birileri, birileri övündü, kanun hukuk tanımazlığıyla, kininin büyüklüğüyle. ne lohusalara, hastalara acımadım sana mı acıyacağım diyordu bazıları.<br /><br />Adaletli olmaları için acımalarına gerek yoktu oysa. Şöyle emrediyordu Kur’an:<br />“Ey iman edenler, adil şahitler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide Suresi, 8)<br /><br />Benzer süreçleri yaşayan KHK’lı komiser Ümit Gökhasan’ın eşi Şükran Hanım. O bu videoyu çektiğinde 2019 yılının Mayıs ayıydı. Eşinin rahatsızlıkları başlayalı tam 8 ay olmuştu. Yetkililerin hastalığa inanması aylar aldı. O aylar da Ümit Gökhasan’dan sağlığını… Ocak 2020’te teşhis konulduğunda midesinde başlayan kanser yemek borusuna sirayet etmişti bile. Tedaviye geç başlanmasının sorumluluğunu üstlenmek bir yana, ameliyattan 14 gün sonra cezaevine geri gönderdiler.<br />Sağlıklı insanı hasta eden cezaevi şartlarının yeni ameliyat olmuş biri için uygun olmadığı aşikardı. 4 ay kemoterapisiz bir şekilde cezaevinde tutuldu Ümit Gökhasan. Dilekçeleri cevapsız, çabaları sonuçsuz kaldı. Şükran Hanım en sonunda resmi yollardan ulaşamadığı yetkililere, kamuoyu vicdanına da seslenen yeni bir paylaşımla sesini duyurmaya çalıştı.<br />Tahliye etmediler… Afyon Devlet Hastanesi sağlık kurulu, 18 Haziran 2020’de Ümit Komisere sağlam raporu verdi, infazının ertelenmesine gerek yoktur dediler. Ertelenmesin dedikleri infaz toplam 6 yıl 11 ay hapis cezasıydı ve bunun 4 yılını yatmıştı zaten.<br /><br />Türkiye bu dönemde, katilleri, tecavüzcüleri, hırsızları, uyuşturucu kaçakçılarını, çetebaşlarını, müebbetlik suç işleyenleri affetmekle meşgüldü. O suçluları salıvermeyi vicdanlarına sığdırabilen yetki sahipleri, devlete 10 larca yıl hizmet etmiş bir polisi, niye ceza verildiği bile belli olmayan bir mahkumu, cezasının büyük bölümünü yatmış olmasına dahası ağır hasta olmasına rağmen, sadece dosyasında cemaat yazıyor diye, eşine ve çocuklarına, yaşlı anasına, zihinsel engelli kardeşine gönderemedi.<br /><br />Üç ay daha çaldılar tedavi sürecinden, ve sonra tahliye ettiler. Üç ay önce sağlam diyenler, yüzde 80 engelli raporu verdiler bu defa. Ağustos’un yedisiydi salıverildiğinde, ve kanser 4. evreye ulaşmıştı bile.<br />Adım adım, göz göre göre, sırf birilerinin kini adaletin önüne duvar oldu diye bu hale getirildi bir insan…Eşinin cümleleri yarım bugün. Allah’tan ümit kesilmez, hastalığı veren, dilerse şifasını da verir elbet deyip dua ediyor v e herkesten dua bekliyor.]]></itunes:summary><itunes:duration>391</itunes:duration><itunes:explicit>false</itunes:explicit><itunes:image href="https://d3wo5wojvuv7l.cloudfront.net/t_rss_itunes_square_1400/images.spreaker.com/original/97819c52fbb35f1224f909b42cb8b6a2.jpg"/><itunes:episodeType>full</itunes:episodeType></item><item><title>YETER ARTIK !</title><link>https://www.spreaker.com/episode/yeter-artik--76001216</link><description><![CDATA[Nazan Bozkurt ve Fatma Görmez’i aynı satırlarda misafir ediyor Ödünç Kelimeler bu hafta. Nazan Bozkurt KHK ile ihraç edilen bir nüfus memuruydu. Solcuydu ve sadece işini geri istediği ve hakkını aradığı için 13 Ağustos’ta evinden alındı ve sonrasında tutuklandı. Gözaltındayken yaşadıklarını kulaklarıyla duyanlar sözlerle ifade etmekten haya ettiler. O dışarıdayken sağcı solcu demeden herkesin hak arayışına destek veriyordu ama o tutuklandığında sendikasından bile ihraç edildi. Fatma Görmez ise mütedeyyin bir öğretmendi ve yaşadıklarına katlanabilmek için Hz Eyyüb Aleyhisselam’ın sabrı gerekiyordu. Onların unutulmayacak hikayelerini kayda geçsin ve tarihe not düşülsün diye bir kere daha sosyal medyaya taşıyoruz.<br />“Raindrops buluşma yerimiz olsun.”<br />Daha fazlasını izlemek ve bizi desteklemek için abone olabilir, bildirim tuşlarınızı açabilir ve yorum yazabilirsiniz.]]></description><guid isPermaLink="false">https://api.spreaker.com/episode/76001216</guid><pubDate>Mon, 26 Oct 2026 15:49:39 +0000</pubDate><enclosure url="https://api.spreaker.com/download/episode/76001216/009_v1kxd5bdy2m.mp3" length="9396044" type="audio/mpeg"/><itunes:author>Raindrops Tv</itunes:author><itunes:subtitle>Nazan Bozkurt ve Fatma Görmez’i aynı satırlarda misafir ediyor Ödünç Kelimeler bu hafta. Nazan Bozkurt KHK ile ihraç edilen bir nüfus memuruydu. Solcuydu ve sadece işini geri istediği ve hakkını aradığı için 13 Ağustos’ta evinden alındı ve sonrasında...</itunes:subtitle><itunes:summary><![CDATA[Nazan Bozkurt ve Fatma Görmez’i aynı satırlarda misafir ediyor Ödünç Kelimeler bu hafta. Nazan Bozkurt KHK ile ihraç edilen bir nüfus memuruydu. Solcuydu ve sadece işini geri istediği ve hakkını aradığı için 13 Ağustos’ta evinden alındı ve sonrasında tutuklandı. Gözaltındayken yaşadıklarını kulaklarıyla duyanlar sözlerle ifade etmekten haya ettiler. O dışarıdayken sağcı solcu demeden herkesin hak arayışına destek veriyordu ama o tutuklandığında sendikasından bile ihraç edildi. Fatma Görmez ise mütedeyyin bir öğretmendi ve yaşadıklarına katlanabilmek için Hz Eyyüb Aleyhisselam’ın sabrı gerekiyordu. Onların unutulmayacak hikayelerini kayda geçsin ve tarihe not düşülsün diye bir kere daha sosyal medyaya taşıyoruz.<br />“Raindrops buluşma yerimiz olsun.”<br />Daha fazlasını izlemek ve bizi desteklemek için abone olabilir, bildirim tuşlarınızı açabilir ve yorum yazabilirsiniz.]]></itunes:summary><itunes:duration>470</itunes:duration><itunes:explicit>false</itunes:explicit><itunes:image href="https://d3wo5wojvuv7l.cloudfront.net/t_rss_itunes_square_1400/images.spreaker.com/original/934e69c442f7cdb6001430acdeedfa4d.jpg"/><itunes:episodeType>full</itunes:episodeType></item><item><title>BEYAZ SANDALYEDE ÖLÜM</title><link>https://www.spreaker.com/episode/beyaz-sandalyede-olum--76001213</link><description><![CDATA[Ödünç Kelimeler, Türkiye ve dünya gündemine düşen bir fotoğraf karesini ödünç alıyor bu hafta. Başarılı bir komiser yardımcısıyken KHK ile ihraç edilen Mustafa Kabakçıoğlu’nun hayat hikayesinden unutulmaz bölümleri görüşlerinize sunuyor farklı bir bakış açısıyla.<br />Mustafa Kabakçıoğlu’nu rahmetle anıyor, yakınlarına başsağlığı ve sabrı cemil niyaz ediyoruz.<br /><br />Daha fazlasını izlemek ve bizi desteklemek için abone olabilir, bildirim tuşlarınızı açabilir ve yorum yazabilirsiniz.]]></description><guid isPermaLink="false">https://api.spreaker.com/episode/76001213</guid><pubDate>Mon, 26 Oct 2026 15:49:36 +0000</pubDate><enclosure url="https://api.spreaker.com/download/episode/76001213/008_loavyvehq_g.mp3" length="10514444" type="audio/mpeg"/><itunes:author>Raindrops Tv</itunes:author><itunes:subtitle>Ödünç Kelimeler, Türkiye ve dünya gündemine düşen bir fotoğraf karesini ödünç alıyor bu hafta. Başarılı bir komiser yardımcısıyken KHK ile ihraç edilen Mustafa Kabakçıoğlu’nun hayat hikayesinden unutulmaz bölümleri görüşlerinize sunuyor farklı bir...</itunes:subtitle><itunes:summary><![CDATA[Ödünç Kelimeler, Türkiye ve dünya gündemine düşen bir fotoğraf karesini ödünç alıyor bu hafta. Başarılı bir komiser yardımcısıyken KHK ile ihraç edilen Mustafa Kabakçıoğlu’nun hayat hikayesinden unutulmaz bölümleri görüşlerinize sunuyor farklı bir bakış açısıyla.<br />Mustafa Kabakçıoğlu’nu rahmetle anıyor, yakınlarına başsağlığı ve sabrı cemil niyaz ediyoruz.<br /><br />Daha fazlasını izlemek ve bizi desteklemek için abone olabilir, bildirim tuşlarınızı açabilir ve yorum yazabilirsiniz.]]></itunes:summary><itunes:duration>526</itunes:duration><itunes:explicit>false</itunes:explicit><itunes:image href="https://d3wo5wojvuv7l.cloudfront.net/t_rss_itunes_square_1400/images.spreaker.com/original/5dde1da9a1238ca8c1eb0b64dbe98110.jpg"/><itunes:episodeType>full</itunes:episodeType></item><item><title>ŞÜKÜR KAVUŞTURANA DİLEĞİMİZ O’DUR Kİ…</title><link>https://www.spreaker.com/episode/sukur-kavusturana-dilegimiz-o-dur-ki--76001209</link><description><![CDATA[Ödünç Kelimeler, “Şükür Kavuşturana” başlığı ile sevinç ve hüznü bir arada alıyor heybesine bu hafta.<br />Bahar Hüma ve Vildan Nazlı için sevinirken, Ahmet Yusuf’la üzüldük bi kere daha. Bebekler ve çocuklar zayıf tarafımız, onların canı yandığı zaman kırılıyor kolumuz kanadımız. Çok erken gördüler dünyanın kirli, insanların ikinci yüzünü. Bir duamız olsun “Kendi çocukları da onların gerçek yüzlerini görsün, hakettiklerini kendi çocuklarından duysunlar.”<br />Şükür Kavuşturana ve kavuşacağımız güne… İyi seyirler.<br /><br />Tanırım bir çocuğun anneye muhtaçlığını… Kendi oğlumun gözlerinden. Bu yüzden…Gözün aydın Bahar bebek, aydınlanmıştır kararan yüzün yine, bahar gelmiştir gözlerine. Nasıl sarıldın kim bilir günlerce yolunu beklediğin anneciğine. Yine de birşeyler eksiktir hala, bi şeyler. Henüz adını koyamıyorsundu r belki. Ama ablan Vildan Nazlı bilir babanın yokluğunu.<br />Senin de gözün aydın güzel kız. Annen geldi ya, sevinmişsindir sen de. Ama… Ama sen farketmeşsindir mutlaka babanın eksikliğini. Anneni kucakladıktan hemen sonra kapıya koşmuş onu karşılamaya çıkmışsındır. Bilirim bir çocuğun babasına, babanın da evladına düşkünlüğünü… Nasıl severdi seni, Prensesim mi derdi, Nazlı çiçeğim mi?<br />Belki anne ve babaları tutuklatıp günlerce, aylarca onları sizden, sizi onlardan alan savcılar da prensesim diyordur kızlarına, bebekleri annelerinden koparıp, anneleri gözü yaşlı bebekleri aç bırakan hakimlerin de çocukları vardır, ve kıyamıyorlardır bir damla gözyaşlarına. Her gün eve vardıklarında alıp çocuklarını kucaklarına anlatıyorlardır birer kahraman gibi, bebeklerden, çocuklardan ve annelerinden nasıl kurtardıklarını ülkeyi.<br />Ne çok sevindik annenize kavuştuğunuz için. Siz annenizden ayrıldınız ya, hele o cezaevi önünden dönüşünüz yok mu, içimize bir yumruk gibi oturdu kaldı. Uyku tutmadı anneleri babaları… O gece sarılamadılar belki çocuklarına, ya da daha içten daha çok sarıldılar evlatlarnın yanında olduklarına şükrederek. Sen anne sütü alamıyor, bir şey yiyemiyordun ya lokmalar boğazından geçmedi insanların. Hashtaglar açtılar, haberler yapıldı, ve döndü anneniz. Şükür sizi kavuşturana…<br />İlk değildiniz ve son da olmadınız bir tomurcuk gibi dalından koparılan. Ahmet Yusuf da bir çocuk, henüz dört yaşında. Daha 25 günlüktü polisle nezarethaneyle tanıştığında. Annesi Özlem Hanım 10 yıl beklemişti bir çocuk sahibi olabilmek için. Tüp bebek olarak dünyaya geldi Ahmet. Erken doğumdu, ciğerleri gelişmediği için küvezdi ilk yattığı yer anne kucağı yerine.<br />Annesi zaten hastaydı, karaciğerinde kansere dönüşebilen hücreler vardı, 10 yıldır tedavi görüyordu ve doktorlar nakil gerekiyor bile demişti. Bir de yüksek tansiyon hastasıydı. O da yoğun bakıma kaldırılmıştı doğumdan sonra.<br />İyileşip eve çıktıklarında bile doyasıya sarılamadı anne-oğul. 10 yıl dualarla tedavilerle, özlemle beklenen oğul ve onu bekleyen annenin kapısını çalmıştı polis. Özlem Özer, yani lohusa bir kadın 25 günlük çocuğuyla gözaltına alınmıştı. 4 gün kaldılar nezarethanede. Özlem hanımın hasta olduğunu görmüş halden anlamıştı o zaman birileri ve serbest bırakılmışlardı.<br />3 yıl sonra hem de Özlem Hanım’ın yargı süreci devam ederken, hem de ellerinde hayati riskinin yüksek olduğunu gösteren sağlık raporları varken, kapılarına geldi polis yine. Bu defa hem annesini hem de babasını götürdüler. Kıydılar bi kere daha Ahmet Yusuf’a ve hasta annesine.<br />Yüzlerce çocuk var dışarıda, benzer hikayeleri olan, anne sıcaklığını anne kucağını unutmuş, aylardır hatta yıllardır annesinden mahrum. Nalan Hüma, Zahide Elif, Fatih Çakmak, Ahmet Emin ve niceleri sütten kesilmemişler henüz anneleri alınıp götürüldüğünde. Hafsa Annesini görebilmek için her ay 18 saat yol gidiyormuş ve bütün bu çaba sadece 40 dakikalık görüş için. Anne ve çocuğuna ayda sadece 40 dakika…<br />Bebeklere ve çocuklara kıyanlar da bilirler elbet bir çocuğun anneye muhtaçlığını. Onlar da ağaç kovuğundan çıkmamışlar. Ama aldırmazlar. Kimi insanlar, insandır vicdanlarıyla bilir, kimi insanlar cüzdanlarıyla ya da korkularıyla bakar dünyaya, öyle bilir. Biz geç siz erken öğrendiniz ama siz de biliyorsunuz artık dünyayı ve insanları… Dileğimiz odur ki, bir gün onların çocukları da bilsin anne babalarının kim olduklarını ve cocuklara nasıl kıydıklarını.<br /><br />E-Mail: odunckelimeler@gmail.com<br />Twitter: @odunckelimeler<br />Daha fazlasını izlemek ve bizi desteklemek için abone olabilir, bildirim tuşlarınızı açabilir ve yorum yazabilirsiniz.]]></description><guid isPermaLink="false">https://api.spreaker.com/episode/76001209</guid><pubDate>Mon, 26 Oct 2026 15:49:34 +0000</pubDate><enclosure url="https://api.spreaker.com/download/episode/76001209/007_cphqg1un9sy.mp3" length="8217164" type="audio/mpeg"/><itunes:author>Raindrops Tv</itunes:author><itunes:subtitle>Ödünç Kelimeler, “Şükür Kavuşturana” başlığı ile sevinç ve hüznü bir arada alıyor heybesine bu hafta.
Bahar Hüma ve Vildan Nazlı için sevinirken, Ahmet Yusuf’la üzüldük bi kere daha. Bebekler ve çocuklar zayıf tarafımız, onların canı yandığı zaman...</itunes:subtitle><itunes:summary><![CDATA[Ödünç Kelimeler, “Şükür Kavuşturana” başlığı ile sevinç ve hüznü bir arada alıyor heybesine bu hafta.<br />Bahar Hüma ve Vildan Nazlı için sevinirken, Ahmet Yusuf’la üzüldük bi kere daha. Bebekler ve çocuklar zayıf tarafımız, onların canı yandığı zaman kırılıyor kolumuz kanadımız. Çok erken gördüler dünyanın kirli, insanların ikinci yüzünü. Bir duamız olsun “Kendi çocukları da onların gerçek yüzlerini görsün, hakettiklerini kendi çocuklarından duysunlar.”<br />Şükür Kavuşturana ve kavuşacağımız güne… İyi seyirler.<br /><br />Tanırım bir çocuğun anneye muhtaçlığını… Kendi oğlumun gözlerinden. Bu yüzden…Gözün aydın Bahar bebek, aydınlanmıştır kararan yüzün yine, bahar gelmiştir gözlerine. Nasıl sarıldın kim bilir günlerce yolunu beklediğin anneciğine. Yine de birşeyler eksiktir hala, bi şeyler. Henüz adını koyamıyorsundu r belki. Ama ablan Vildan Nazlı bilir babanın yokluğunu.<br />Senin de gözün aydın güzel kız. Annen geldi ya, sevinmişsindir sen de. Ama… Ama sen farketmeşsindir mutlaka babanın eksikliğini. Anneni kucakladıktan hemen sonra kapıya koşmuş onu karşılamaya çıkmışsındır. Bilirim bir çocuğun babasına, babanın da evladına düşkünlüğünü… Nasıl severdi seni, Prensesim mi derdi, Nazlı çiçeğim mi?<br />Belki anne ve babaları tutuklatıp günlerce, aylarca onları sizden, sizi onlardan alan savcılar da prensesim diyordur kızlarına, bebekleri annelerinden koparıp, anneleri gözü yaşlı bebekleri aç bırakan hakimlerin de çocukları vardır, ve kıyamıyorlardır bir damla gözyaşlarına. Her gün eve vardıklarında alıp çocuklarını kucaklarına anlatıyorlardır birer kahraman gibi, bebeklerden, çocuklardan ve annelerinden nasıl kurtardıklarını ülkeyi.<br />Ne çok sevindik annenize kavuştuğunuz için. Siz annenizden ayrıldınız ya, hele o cezaevi önünden dönüşünüz yok mu, içimize bir yumruk gibi oturdu kaldı. Uyku tutmadı anneleri babaları… O gece sarılamadılar belki çocuklarına, ya da daha içten daha çok sarıldılar evlatlarnın yanında olduklarına şükrederek. Sen anne sütü alamıyor, bir şey yiyemiyordun ya lokmalar boğazından geçmedi insanların. Hashtaglar açtılar, haberler yapıldı, ve döndü anneniz. Şükür sizi kavuşturana…<br />İlk değildiniz ve son da olmadınız bir tomurcuk gibi dalından koparılan. Ahmet Yusuf da bir çocuk, henüz dört yaşında. Daha 25 günlüktü polisle nezarethaneyle tanıştığında. Annesi Özlem Hanım 10 yıl beklemişti bir çocuk sahibi olabilmek için. Tüp bebek olarak dünyaya geldi Ahmet. Erken doğumdu, ciğerleri gelişmediği için küvezdi ilk yattığı yer anne kucağı yerine.<br />Annesi zaten hastaydı, karaciğerinde kansere dönüşebilen hücreler vardı, 10 yıldır tedavi görüyordu ve doktorlar nakil gerekiyor bile demişti. Bir de yüksek tansiyon hastasıydı. O da yoğun bakıma kaldırılmıştı doğumdan sonra.<br />İyileşip eve çıktıklarında bile doyasıya sarılamadı anne-oğul. 10 yıl dualarla tedavilerle, özlemle beklenen oğul ve onu bekleyen annenin kapısını çalmıştı polis. Özlem Özer, yani lohusa bir kadın 25 günlük çocuğuyla gözaltına alınmıştı. 4 gün kaldılar nezarethanede. Özlem hanımın hasta olduğunu görmüş halden anlamıştı o zaman birileri ve serbest bırakılmışlardı.<br />3 yıl sonra hem de Özlem Hanım’ın yargı süreci devam ederken, hem de ellerinde hayati riskinin yüksek olduğunu gösteren sağlık raporları varken, kapılarına geldi polis yine. Bu defa hem annesini hem de babasını götürdüler. Kıydılar bi kere daha Ahmet Yusuf’a ve hasta annesine.<br />Yüzlerce çocuk var dışarıda, benzer hikayeleri olan, anne sıcaklığını anne kucağını unutmuş, aylardır hatta yıllardır annesinden mahrum. Nalan Hüma, Zahide Elif, Fatih Çakmak, Ahmet Emin ve niceleri sütten kesilmemişler henüz anneleri alınıp götürüldüğünde. Hafsa Annesini görebilmek için her ay 18 saat yol gidiyormuş ve bütün bu çaba sadece 40 dakikalık görüş için. Anne ve çocuğuna ayda sadece 40 dakika…<br />Bebeklere ve çocuklara kıyanlar da bilirler elbet bir çocuğun anneye muhtaçlığını. Onlar da ağaç kovuğundan çıkmamışlar. Ama aldırmazlar. Kimi insanlar, insandır vicdanlarıyla...]]></itunes:summary><itunes:duration>411</itunes:duration><itunes:explicit>false</itunes:explicit><itunes:image href="https://d3wo5wojvuv7l.cloudfront.net/t_rss_itunes_square_1400/images.spreaker.com/original/44935640ea16b0b98f03fb557b8a21e8.jpg"/><itunes:episodeType>full</itunes:episodeType></item><item><title>SARAYLAR DA ÇÖKER - ''SOYKIRIM’’ KAYIT ALTINDA</title><link>https://www.spreaker.com/episode/saraylar-da-coker-soykirim-kayit-altinda--76001203</link><description><![CDATA[TENKİL MÜZESİ<br /><br />Unutmayalım!<br />Saraylar, saltanatlar çöker, kan, göz yaşı diner birgün ve zulüm biter. Bugün 11 aylık bir bebeği annesinden ayıran, bebekli anneleri tutukluyan, bir başka yerde anne-babayı gözaltına alıp iki çocuğu kimsesiz bırakanların, insanları helikopterden atanların hesap vereceği gün de gelir.<br />Türkiye’de soykırım (genocide) yapanları, bu soykırıma ortak olanları ve soykırıma maruz kalanları dünyaya anlatmayı ve göstermeyi hedefleyen bir müze var. Tenkil Müzesi… Tenkil tam olarak soykırım demek aslında. Bu haftaki Ödünç Kelimeler Mehmet Ali Uludağ’ın (Tenkil Müzesi Yönetim Kurulu Başkanı) anlatımıyla Tenkil Müzesi’ni konu ediyor.<br />Unutmamak, unutturmamak için işte videomuzun tam metni.<br />Sıradandı Tenkil Müzesi’nde sergilenen eşyalar ve sıradan bir hayat yaşıyordu sahipleri. Hiç birimiz bilmeyecektik onları, tanımayacaktık belki, eğer insanlar vicdanlarını kaybetmese, zalimleşmeseydi yöneticiler. Tenkil ismiyle bir müze var olmayacak, Tenkil’in ne anlama geldiğini bile bilmeyecektik, kendi öz evlatlarını yok etmeye kalkışmasaydı devlet.<br />Eşya deyip geçmeyin, ne hatıralar, ne sevdalar saklarlar üzerlerinde. Bazıları şanslı değildir o kadar sahibi gibi, acıdır üzerlerine sinen koku, paçalarına bulaşan bataklık çamurudur, ya da Meriç’in ötesindeki özgürlüktür, umuttur, tuzlu deniz suyudur boğar insanı. Gözlükteki bir kırık, koca bir devletin bir öğretmenini öldürmesidir ve dayaktır, işkencedir gömleklere bulaşmış kan damlaları...<br />Unutmamak ve unutturmamak içindir Tenkil Müzesi, öğrencileriyle birlikte mutluyken, gözaltına alınıp işkenceyle öldürülen Gökhan Hocayı. Ve tenkil, suçsuz yere tutuklamaktır insanları, hasta etmektir, ilaç vermemek, tedavi ettirmemektir tutukluları ve ölümünü seyredip “oh oldu” demektir.<br />Dondum anne çığlığını duyuyor musunuz hala? İşte o çığlığın bizi tanıştırdığı kişi Mehmet Ali Uludağ. Bugün Tenkil Müzesi’nin yönetim kurulu başkanı ama aynı zamanda bir soykırım hikayesinin de parçası… Her açtığında eşyaların örtüsünü merhume eşi Esma Uludağ ve üç çocuğunun Meriç’i geçişini yaşıyor taa en başından ve bir kere daha kaybediyor Esma’sını...<br />Bebek ağlamaları var mı hala kulaklarınızda? Demir parmaklıklar ardından geliyor o sesler, nezarethanelerden, bir de perdeleri çekilmiş annesiz babasız evlerden. Bal şişesinden yapılmış bir oyuncak araba, temizlik bezlerinden yapılmış oyuncak bebeklerle avutulmaya çalışılan çocuklardan. 40 günlükken annesiyle cezaevine giren, Asım bebekle tanışıyorunuz Tenkil Müzesinde. Asımların ve Ayşelerin yavaş yavaş büyüyen kıyafetleri ürkekçe fısıldıyor herkese, dünyayı sadece bir cezaevi koğuşundan ibaret sanan çocukların da bu dünyada yaşadığını.<br />Bir biberon var müzede. Eskimemiş. Sizi Ege Denizi’nin derin sularına çağıran, ardından Sakız Adası’na çıkaran ve Türkiye’ye dönük 4 mezarda son bulan hikayesi var onun. 4 aylık Mahir Bebeğin ilk, tek ve son biberonu bu.<br />Siyah terlik ve mavi çorapsa 3 yaşındaki abisi İbrahim’e ait. Yanı başlarında Gülsüm ve Mustafa’nın en sevdiği elbiseleri ve oyuncakları. Ne alabilirlerdi ki canlarını kurtarmaya çalışan çocuklar yanlarına, bir oyuncak telefon, mavi bir balon... 4 çocuk, Sakız adasında 4 mezar, Türkiye’ye bakan.<br />Ya geride kalanlar... Sevmekten başka derdi olmadığını haykırıyor Tenkil Müzesindeki eşyalar, cezaevine tıkılan insanların. Vatanı sevmek, eşlerini evlatlarını sevmekten başka dertleri olmadığını.<br />Bir acılar, bir de sevgi sızıyor soğuk duvarların, demir kapıların ardından. En güzel hediye oluveriyor bir takvim sayfası, üzerine yazılan “doğum gününü unutmadım oğlum” yazısıyla. Çamaşır suyuyla sevgi sözcükleri yazılmış tişörtler görüyorsunuz kirli çamaşırlar arasına karıştırılıp sevdiğine ulaştırılan. Zeytin çekirdekleri bile en güzel takılara dönüşmüş ellerinde. Bayrak, gül, çiçek oluvermiş boncuklar...<br />Unutalım mı bu bebek ağlamalarını, Unutalım mı kucağında bebeğiyle göz altına alınan bacılarımızı, analarımızı eşlerimizi... Her gün yenileri eklenirken mazlumlar ve mağdurlar kervanına... Unutalım mı bir biberonu eskitecek kadar yaşamasına, bir ayakkabıyı terliği eskitecek kadar yürümesine, bir pantolonu küçültecek kadar büyümesine izin verilmeyen çocuklarımızı...<br />Tenkil müzesi dünyayı dolaşmaya devam edecek, Fransa, İngiltere, Amerika ve Kanada yeni güzergahı.Acılardan bir destan yazmak değil maksat, zalimin yanında olmamış, mazlum ve mağdur bir halkın hikayesini anlatmak ve gelecek nesillere şeref duyacakları bir miras bırakmak.]]></description><guid isPermaLink="false">https://api.spreaker.com/episode/76001203</guid><pubDate>Mon, 26 Oct 2026 15:48:11 +0000</pubDate><enclosure url="https://api.spreaker.com/download/episode/76001203/006_k8ipz2to6_8.mp3" length="8689484" type="audio/mpeg"/><itunes:author>Raindrops Tv</itunes:author><itunes:subtitle>TENKİL MÜZESİ

Unutmayalım!
Saraylar, saltanatlar çöker, kan, göz yaşı diner birgün ve zulüm biter. Bugün 11 aylık bir bebeği annesinden ayıran, bebekli anneleri tutukluyan, bir başka yerde anne-babayı gözaltına alıp iki çocuğu kimsesiz bırakanların,...</itunes:subtitle><itunes:summary><![CDATA[TENKİL MÜZESİ<br /><br />Unutmayalım!<br />Saraylar, saltanatlar çöker, kan, göz yaşı diner birgün ve zulüm biter. Bugün 11 aylık bir bebeği annesinden ayıran, bebekli anneleri tutukluyan, bir başka yerde anne-babayı gözaltına alıp iki çocuğu kimsesiz bırakanların, insanları helikopterden atanların hesap vereceği gün de gelir.<br />Türkiye’de soykırım (genocide) yapanları, bu soykırıma ortak olanları ve soykırıma maruz kalanları dünyaya anlatmayı ve göstermeyi hedefleyen bir müze var. Tenkil Müzesi… Tenkil tam olarak soykırım demek aslında. Bu haftaki Ödünç Kelimeler Mehmet Ali Uludağ’ın (Tenkil Müzesi Yönetim Kurulu Başkanı) anlatımıyla Tenkil Müzesi’ni konu ediyor.<br />Unutmamak, unutturmamak için işte videomuzun tam metni.<br />Sıradandı Tenkil Müzesi’nde sergilenen eşyalar ve sıradan bir hayat yaşıyordu sahipleri. Hiç birimiz bilmeyecektik onları, tanımayacaktık belki, eğer insanlar vicdanlarını kaybetmese, zalimleşmeseydi yöneticiler. Tenkil ismiyle bir müze var olmayacak, Tenkil’in ne anlama geldiğini bile bilmeyecektik, kendi öz evlatlarını yok etmeye kalkışmasaydı devlet.<br />Eşya deyip geçmeyin, ne hatıralar, ne sevdalar saklarlar üzerlerinde. Bazıları şanslı değildir o kadar sahibi gibi, acıdır üzerlerine sinen koku, paçalarına bulaşan bataklık çamurudur, ya da Meriç’in ötesindeki özgürlüktür, umuttur, tuzlu deniz suyudur boğar insanı. Gözlükteki bir kırık, koca bir devletin bir öğretmenini öldürmesidir ve dayaktır, işkencedir gömleklere bulaşmış kan damlaları...<br />Unutmamak ve unutturmamak içindir Tenkil Müzesi, öğrencileriyle birlikte mutluyken, gözaltına alınıp işkenceyle öldürülen Gökhan Hocayı. Ve tenkil, suçsuz yere tutuklamaktır insanları, hasta etmektir, ilaç vermemek, tedavi ettirmemektir tutukluları ve ölümünü seyredip “oh oldu” demektir.<br />Dondum anne çığlığını duyuyor musunuz hala? İşte o çığlığın bizi tanıştırdığı kişi Mehmet Ali Uludağ. Bugün Tenkil Müzesi’nin yönetim kurulu başkanı ama aynı zamanda bir soykırım hikayesinin de parçası… Her açtığında eşyaların örtüsünü merhume eşi Esma Uludağ ve üç çocuğunun Meriç’i geçişini yaşıyor taa en başından ve bir kere daha kaybediyor Esma’sını...<br />Bebek ağlamaları var mı hala kulaklarınızda? Demir parmaklıklar ardından geliyor o sesler, nezarethanelerden, bir de perdeleri çekilmiş annesiz babasız evlerden. Bal şişesinden yapılmış bir oyuncak araba, temizlik bezlerinden yapılmış oyuncak bebeklerle avutulmaya çalışılan çocuklardan. 40 günlükken annesiyle cezaevine giren, Asım bebekle tanışıyorunuz Tenkil Müzesinde. Asımların ve Ayşelerin yavaş yavaş büyüyen kıyafetleri ürkekçe fısıldıyor herkese, dünyayı sadece bir cezaevi koğuşundan ibaret sanan çocukların da bu dünyada yaşadığını.<br />Bir biberon var müzede. Eskimemiş. Sizi Ege Denizi’nin derin sularına çağıran, ardından Sakız Adası’na çıkaran ve Türkiye’ye dönük 4 mezarda son bulan hikayesi var onun. 4 aylık Mahir Bebeğin ilk, tek ve son biberonu bu.<br />Siyah terlik ve mavi çorapsa 3 yaşındaki abisi İbrahim’e ait. Yanı başlarında Gülsüm ve Mustafa’nın en sevdiği elbiseleri ve oyuncakları. Ne alabilirlerdi ki canlarını kurtarmaya çalışan çocuklar yanlarına, bir oyuncak telefon, mavi bir balon... 4 çocuk, Sakız adasında 4 mezar, Türkiye’ye bakan.<br />Ya geride kalanlar... Sevmekten başka derdi olmadığını haykırıyor Tenkil Müzesindeki eşyalar, cezaevine tıkılan insanların. Vatanı sevmek, eşlerini evlatlarını sevmekten başka dertleri olmadığını.<br />Bir acılar, bir de sevgi sızıyor soğuk duvarların, demir kapıların ardından. En güzel hediye oluveriyor bir takvim sayfası, üzerine yazılan “doğum gününü unutmadım oğlum” yazısıyla. Çamaşır suyuyla sevgi sözcükleri yazılmış tişörtler görüyorsunuz kirli çamaşırlar arasına karıştırılıp sevdiğine ulaştırılan. Zeytin çekirdekleri bile en güzel takılara dönüşmüş ellerinde. Bayrak, gül, çiçek oluvermiş boncuklar...<br />Unutalım mı bu bebek ağlamalarını, Unutalım mı kucağında bebeğiyle göz altına alınan bacılarımızı, analarımızı eşlerimizi... Her gün...]]></itunes:summary><itunes:duration>435</itunes:duration><itunes:explicit>false</itunes:explicit><itunes:image href="https://d3wo5wojvuv7l.cloudfront.net/t_rss_itunes_square_1400/images.spreaker.com/original/730c3af529ba3e65c4aa6f46001a065b.jpg"/><itunes:episodeType>full</itunes:episodeType></item><item><title>KAHRAMAN KADINLAR</title><link>https://www.spreaker.com/episode/kahraman-kadinlar--76001194</link><description><![CDATA[Bu videoda hikayeler bulacaksınız kadınlara ait. Ülkemin kadınlarına ait acıklı hikayeler. Öldürülen, zulmedilen, işkence gören, hapsedilen, çocuklarından ayrılan ya da çocuklarıyla birlikte cezaevlerine atılan masum, mazlum, mağdur anneler.Bir yönüyle yürekleri kanatan, duyguları yaralayan, gözleri yaşartan hikayeler olmasına rağmen, ileride çocuklara anlatılacak birer kahramanlık hikayeleri aynı zamanda.<br />İşte unutulmayacak kadınlarımız...<br />Dünyanın bütün çiçeklerini ödünç almak istiyorum. Gül borcum var, lale, sümbül, papatya ne varsa en güzeli. Yollarına sermeliyim gözü yaşlı, mağdur, mazlum bir o kadar da yürekli kahramanlarımın.<br />Bir kadın görüyorum her gün Ankara sokaklarında, bir anne. Bıkmadan usanmadan sesini duyurmaya çalışıyor, kör, sağır, dilsiz kalabalıklara. Yüreği yanıyor belli ki koşarak yürüyor, yürüyerek konuşuyor. Avazı çıktığı kadar bağırıyor, haykırıyor,<br />Oğlu askeri lise öğrencisi, 19 yaşında darbe girişiminde bulunmuktan yargılandı. Bir avuç çocuk. 4 yıldır cezaevinde, haklarındki karar 5 kez müebbet. Ayrıcalık, af istiyorum demiyor, adalet istiyor ve soruyor “çoçuklarımızı meydanlara çıkaran komutanlar dışarıdayken oğlum neden içeride?<br />Derdest ediliyor, karga tulumba alıp götürüyorlar ve tutukluyorlar adalet istediği için.<br />Kadınlar, kızlar görüyorum, gazete sayfalarında, ekranlarda. Hangi meslekten ararsan var hepsi memleketin yüz akı. Bir ellerinde valiz taşıyorlar, diğer elleri poliste. Gözaltına alınıyorlar, bedel ödüyorlar eğilip, bükülmedikleri, ülkelerini çok sevdikleri için.<br />Kadınlar, genç kızlar biliyorum cezaevinde. 12 kişilik koğuşlarda, 48 kişi kalıyorlar, kimisi hamile, bebeğini doyurmaya, uyutmaya çalışıyor bir anne, kendi karnını doyuramadığı, yatacak bir yatağı olmadığı halde. Ninniler söylüyor oğluna, kızına bir başkası, kuşlar, salıncaklar, kelebekler üstüne, çocuğunun hiç görmediği. Biri Hz Yusuf’un hikayesini okuyor 3 yaşındaki oğluna. Hz. Yakub’un, oğlu Yusuf’u ne çok sevdiğini, Yusuflarını özleyen babaları anlatıyor sonra göz yaşları içinde, oğlu baba nedir bilsin diye...<br />Bir başka koğuşta evlenmek üzereyken tutuklanan genç bir kız naylon poşetlerden tesbih yapıyor dışarıdaki ya da bir başka hapishanedeki sevdiğine... Biri ilmek ilmek çanta örüyor evdeki küçük kızına. Ya sabır çekiyorlar hep birlikte. Ya sabır, zalimin zulmüne sabır, kaderin cilvesine sabır, hayatın çilesine sabır.<br /><br />Kahraman kadınlar görüyorum, Meriç kenarında, bir çocuklarına bakıyor, bir derme çatma sala ve delice akan ırmağa... Yatmış çıkmışlığı, işkence görmüşlüğü, çocuklarından ayrılmanın sancısını tatmışlığı var. Geri dönse ya hapse girecek yine, bebeğinden çocuklarından ayıracaklar, ya itilip kakılacaklar ömür boyunca. Korkusuz yürüyor umuda, Meriç’in öbür yanına ya da Allah’a, kucağında bebeği, yanlarında diğer çocuklarıyla...<br />Kadınlar ve genç kızlar görüyorum eşleri, anne babaları tutuklanmış, çocuklarıyla, küçük kardeşleriyle kalakalmışlar bir başlarına... Anne baba, akraba kapıları yüzlerine kapanmış, konu komşu perdelerini çekmiş onları görünce. Allah yar deyip sıvamışlar kollarını, hem anne hem baba oluyorlar çocuklara. Eyvallah etmeden hiç kimseye rızıklarını çıkarıyorlar, taştan topraktan, dikişten, oyadan, yemekten aştan. Hem kendilerine bakıyorlar, hem hapisteki yakınlarına...<br />Kadınlar ve genç kızlar görüyorum ölüm döşeğinde, ilaçları verilmediği, doktora gösterilmedikleri için ağırlaşan cezaevlerinde, ya da zulüm ve acılar yıpratmış bedenlerini.<br />Tabutlar içinde kızlarımız, kadınlarımızı uğurluyor bir kaç kişi. Üstlerinde al yazma ya da hiç giymek nasip olmamış duvakları. Bazıları cezaevinde, bazısı Meriç’te, kimi de ziyaretine gidip gelirken trafik kazasında can vermiş düşmüş toprağa.<br />Bir kadın biliyorum, yüzünde yılların çizgisi. Her gün köy otobüsünün dönüş saatinde kapısının önüne çıkıp bekliyor, belki bugün evladım gelir diye. Annelik nedir, özlemekcve umutla yol gözlemek nedir, okursun gözlerinde...<br />İki kadın görüyorum, bir gecekonduda. Biri evlat, devlet dediği yapının zulmünden bıkmış usanmış, açlığa mahkum etmiş kendini. Son nefesini veriyor, zulümler bitsin, başkaları rahat nefes alabilsinler diye... Başında bekleyense annesi, ölümün ü seyrediyor kızının çaresiz, ve ağlayabiliyor sadece.<br />Dünyanın en güzel çiçeklerini bulmak istiyorum, ömür boyu gönlümün saraylarında yaşatmak istediğim ama şu anda her dakika acıyı, hasreti, zulmü yudumlayan, ben yokken, evlatlarıma hem anne hem babalık yapan eşim için. Ve güzel karanfiller ve en güzel dualar istiyorum, son yıllarını evladının özlemiyle geçirmiş, gözü hep yollarda beklemiş anacığımın mezarını süsleyebilmek için. Ve biliyorum, zulme maruz kalmış herkesin dünyanın en güzel çiçeklerini hak eden kahraman kadınları var, elleri, ayakları öpülesi, yollarına güller serilesi kahramanları...<br /><br />*********<br />Düşüncelerinizi ve yaşadıklarınızı bizimle paylaşın<br />odunckelimeler@gmail.com]]></description><guid isPermaLink="false">https://api.spreaker.com/episode/76001194</guid><pubDate>Mon, 26 Oct 2026 15:46:56 +0000</pubDate><enclosure url="https://api.spreaker.com/download/episode/76001194/005_bbhu0ojizda.mp3" length="7966124" type="audio/mpeg"/><itunes:author>Raindrops Tv</itunes:author><itunes:subtitle>Bu videoda hikayeler bulacaksınız kadınlara ait. Ülkemin kadınlarına ait acıklı hikayeler. Öldürülen, zulmedilen, işkence gören, hapsedilen, çocuklarından ayrılan ya da çocuklarıyla birlikte cezaevlerine atılan masum, mazlum, mağdur anneler.Bir...</itunes:subtitle><itunes:summary><![CDATA[Bu videoda hikayeler bulacaksınız kadınlara ait. Ülkemin kadınlarına ait acıklı hikayeler. Öldürülen, zulmedilen, işkence gören, hapsedilen, çocuklarından ayrılan ya da çocuklarıyla birlikte cezaevlerine atılan masum, mazlum, mağdur anneler.Bir yönüyle yürekleri kanatan, duyguları yaralayan, gözleri yaşartan hikayeler olmasına rağmen, ileride çocuklara anlatılacak birer kahramanlık hikayeleri aynı zamanda.<br />İşte unutulmayacak kadınlarımız...<br />Dünyanın bütün çiçeklerini ödünç almak istiyorum. Gül borcum var, lale, sümbül, papatya ne varsa en güzeli. Yollarına sermeliyim gözü yaşlı, mağdur, mazlum bir o kadar da yürekli kahramanlarımın.<br />Bir kadın görüyorum her gün Ankara sokaklarında, bir anne. Bıkmadan usanmadan sesini duyurmaya çalışıyor, kör, sağır, dilsiz kalabalıklara. Yüreği yanıyor belli ki koşarak yürüyor, yürüyerek konuşuyor. Avazı çıktığı kadar bağırıyor, haykırıyor,<br />Oğlu askeri lise öğrencisi, 19 yaşında darbe girişiminde bulunmuktan yargılandı. Bir avuç çocuk. 4 yıldır cezaevinde, haklarındki karar 5 kez müebbet. Ayrıcalık, af istiyorum demiyor, adalet istiyor ve soruyor “çoçuklarımızı meydanlara çıkaran komutanlar dışarıdayken oğlum neden içeride?<br />Derdest ediliyor, karga tulumba alıp götürüyorlar ve tutukluyorlar adalet istediği için.<br />Kadınlar, kızlar görüyorum, gazete sayfalarında, ekranlarda. Hangi meslekten ararsan var hepsi memleketin yüz akı. Bir ellerinde valiz taşıyorlar, diğer elleri poliste. Gözaltına alınıyorlar, bedel ödüyorlar eğilip, bükülmedikleri, ülkelerini çok sevdikleri için.<br />Kadınlar, genç kızlar biliyorum cezaevinde. 12 kişilik koğuşlarda, 48 kişi kalıyorlar, kimisi hamile, bebeğini doyurmaya, uyutmaya çalışıyor bir anne, kendi karnını doyuramadığı, yatacak bir yatağı olmadığı halde. Ninniler söylüyor oğluna, kızına bir başkası, kuşlar, salıncaklar, kelebekler üstüne, çocuğunun hiç görmediği. Biri Hz Yusuf’un hikayesini okuyor 3 yaşındaki oğluna. Hz. Yakub’un, oğlu Yusuf’u ne çok sevdiğini, Yusuflarını özleyen babaları anlatıyor sonra göz yaşları içinde, oğlu baba nedir bilsin diye...<br />Bir başka koğuşta evlenmek üzereyken tutuklanan genç bir kız naylon poşetlerden tesbih yapıyor dışarıdaki ya da bir başka hapishanedeki sevdiğine... Biri ilmek ilmek çanta örüyor evdeki küçük kızına. Ya sabır çekiyorlar hep birlikte. Ya sabır, zalimin zulmüne sabır, kaderin cilvesine sabır, hayatın çilesine sabır.<br /><br />Kahraman kadınlar görüyorum, Meriç kenarında, bir çocuklarına bakıyor, bir derme çatma sala ve delice akan ırmağa... Yatmış çıkmışlığı, işkence görmüşlüğü, çocuklarından ayrılmanın sancısını tatmışlığı var. Geri dönse ya hapse girecek yine, bebeğinden çocuklarından ayıracaklar, ya itilip kakılacaklar ömür boyunca. Korkusuz yürüyor umuda, Meriç’in öbür yanına ya da Allah’a, kucağında bebeği, yanlarında diğer çocuklarıyla...<br />Kadınlar ve genç kızlar görüyorum eşleri, anne babaları tutuklanmış, çocuklarıyla, küçük kardeşleriyle kalakalmışlar bir başlarına... Anne baba, akraba kapıları yüzlerine kapanmış, konu komşu perdelerini çekmiş onları görünce. Allah yar deyip sıvamışlar kollarını, hem anne hem baba oluyorlar çocuklara. Eyvallah etmeden hiç kimseye rızıklarını çıkarıyorlar, taştan topraktan, dikişten, oyadan, yemekten aştan. Hem kendilerine bakıyorlar, hem hapisteki yakınlarına...<br />Kadınlar ve genç kızlar görüyorum ölüm döşeğinde, ilaçları verilmediği, doktora gösterilmedikleri için ağırlaşan cezaevlerinde, ya da zulüm ve acılar yıpratmış bedenlerini.<br />Tabutlar içinde kızlarımız, kadınlarımızı uğurluyor bir kaç kişi. Üstlerinde al yazma ya da hiç giymek nasip olmamış duvakları. Bazıları cezaevinde, bazısı Meriç’te, kimi de ziyaretine gidip gelirken trafik kazasında can vermiş düşmüş toprağa.<br />Bir kadın biliyorum, yüzünde yılların çizgisi. Her gün köy otobüsünün dönüş saatinde kapısının önüne çıkıp bekliyor, belki bugün evladım gelir diye. Annelik nedir, özlemekcve umutla yol gözlemek nedir, okursun gözlerinde...<br />İki kadın...]]></itunes:summary><itunes:duration>399</itunes:duration><itunes:explicit>false</itunes:explicit><itunes:image href="https://d3wo5wojvuv7l.cloudfront.net/t_rss_itunes_square_1400/images.spreaker.com/original/fd01a3f4e1ab61ac59640b0db59d40ec.jpg"/><itunes:episodeType>full</itunes:episodeType></item><item><title>``BİZİ ÇÖP GİBİ ATAMAZSINIZ’’ - ÖRNEK BİR MÜCADELE: HALUK SAVAŞ</title><link>https://www.spreaker.com/episode/bizi-cop-gibi-atamazsiniz-ornek-bir-mucadele-haluk-savas--76001185</link><description><![CDATA[Ödünç kelimeler bu bölümde Prof. Dr. Haluk Savaş'ın kelimeleri ile konuşuyor.<br /><br />Haluk Hoca 30 Haziran 2020 tarihinde geride örnek bir hayat hikayesi bırakarak bu dünyaya ve sevdiklerine veda etti. Ölüm sebebi kanserdi ama onu kanser yapan sebepler vardı ve o ölüme gülümseyerek tam 3 buçuk yıl mazlum ve mağdurlara hem destek ve örnek oldu hem de zulmü yapanlara karşı demokratik haklarını sonuna kadar kullanarak mücadelesini sürdürdü. Eylemleri, çabaları ve mücadelesi kısacası ümit ve cesareti insanlara ilham kaynağı oldu.<br />Türkiye tarihinde hep farklı zamanlarda da olsa acıda, mazlumiyet ve mağduriyette buluşan sağ ve sol fikirdeki insanlar onun girişimleriyle bu defa zulme karşı mücadelede bir araya geldi, birbirini anlamaya yaralarını sarmaya ve haklarını geri almaya çalışırken birbirlerine omuz vermeye başladı.<br /><br />Toplanmaların yasak, devlet eliyle insanların toplu mezarlar gibi cezaevlerine doldurulduğu zamanlardı. Bir şiir okudum Ahmet Arif’ten, sonra bir adam öldü. Haluk Savaş... Şiir Anadolu’yu anlatıyordu, Adam tam da şiirdeki Anadolu’ydu.<br />O zamanlar sağcı solcu bir arada durmaz, birbirlerine arka çıkmazdı. Demokrasi rafa kaldırılmış, insan hakları ayaklar altına alınmıştı. Koca bir millet sindirilmiş, yüzbinlerce kamu çalışanı KHK’larla ihraç edilmiş, Binlercesi göz altına alınıp tutuklanmıştı.<br />Haluk Hoca da KHK düzenini en ağır yaşayanlardan biriydi. İhraç edildi, ardından gözaltına alınıp tutuklandı, Zulüm ve işkence hemen oracıkta o anda başlamıştı, öğrencilerinin gözü önünde kelepçelerle dolaştırıldı.Ama o sinmedi. KHK’ları düpedüz zulüm olarak niteliyordu ve ilk başkaldıranlardan biri oldu. Adeta şiirdeki gibi;<br /><br />“Öyle yıkma kendini,<br />Öyle mahzun, öyle garip...<br />Nerede olursan ol,<br />İçerde, dışarda, derste, sırada,<br />Yürü üstüne - üstüne,<br />Tükür yüzüne celladın,<br />Fırsatçının, fesatçının, hayının”... diyordu.<br /><br />İki aya yakın kaldı cezaevinde, Memleketin durumu onu fazlasıyla yaralamıştı, cezaevinde kanser olduğu anlaşıldı. Müdahalede geç, tedavide yetersiz kalındı. Kanser ilerlemişti, Ölüm riski yüksek bir ameliyat geçirdi. O haldeyken bile sorumlular işkencede sınır tanımıyor, ameliyat sonrasında ellerini sedyeye kelepçelemekten bahsediyordu. Boyun eğmedi, direndi, hakkını aradı.<br /><br />O hastanedeyken mahkemeden tahliye kararı çıktı, zaten sonrasında da beraat edecekti. Ama Doktorlar üç yıl ömrü kaldığını söylüyordu. Sadece 3 yıl… Zaman az, mağdur dünya kadardı. Bu onu daha da ateşledi. Dışarı çıktıktan sonra bir gününü boş geçirmedi. Bir yandan mağdurlara yardım ediyor, bir yandan da onları ses vermeye iknaya çalıştı.<br />Şiirde diyordu ya<br /><br />Ne İskender takmışım,<br />Ne şah ne sultan<br />Göçüp gitmişler, gölgesiz!<br />Selam etmişim dostuma<br />Ve dayatmışım...<br />Görüyor musun ?<br /><br />O da zulüm geçecek diyordu, eğer biz mücadele edersek. Her girişimi ilham oldu insanlara. Mağdurların seslerini duyurabilmeleri için youtubeta KHK TV’yi kurdu, kendisi gibi düşünen bir kaç kişiyle şehir şehir dolaşarak KHK platformunu örgütlemeye çalıştı. Başarılı da oldular. Türkiye’de kurulan korku imparatorluğuna rağmen insanlar birbirlerine omuz vermeye, yaralarını birlikte sarmaya, dahası ses vermeye başladı.<br /><br />2019 yılında tedavi için yurt dışına gitmek istedi, bu defa da pasaport zulmü başlattılar. Gidecek ve geri gelmeyecek diyorlardı. Yurt dışına çıkışına izin vermediler. Haluk Hoca direnişin sembolu olmuştu. Korkusuzluğu milyonları da ayağa kaldırdı. Dünya’dan öyle tepkiler yükseldi ki, ona pasaport vermeyenler Haluk Hoca’yı adeta kendi elleriyle yurtdışına gönderdiler.<br /><br />Haluk Hoca kaçacak diyenlerin yüzüne bir şamar vurur gibi gitti, tedavi gördü ve geldi. Daha havalimanında mücadeleye devam diyordu.<br /><br />Haluk Savaş, isminin başında profesör ünvanı da var, Gaziantep Üniversite’sinde Ruh Sağlığı ve Hastalıkları hocasıydı. Doktordu, bilim adamıydı yani, dünya tanıyordu, makaleleri prestijli bilim dergilerinde yayınlanıyordu, yerli ve milliydi, sadece biz yabancıydık onun cesaretine, inancına ve ümidine…<br /><br /><br />Haluk Hoca, doktorların söylediğinden uzun yaşadı. Daha en başında ölümü kabullenmişti zaten, ama ayakta durabildiği son gününe kadar ölüme gülümseyerek bütün mağdur ve mazlumların hakkını aramaya devam etti.<br /><br />550 kişi bu süreçte ya doğrudan ya dolaylı olarak öldürüldü. Prof. Dr Haluk Savaş da 30 Haziran 2020’de tarihinde mücadelesini arkadaşlarına ve onu sevenlere emanet ederek Hakk'a yürüdü.<br /><br />Bir tabut konuldu musalla taşına, Toplanmanın sakıncalı, polis zoruyla toplamanın adet olduğu bir zamandı, iki elin parmakları kadardı cenazeyi uğurlayan kalabalık. Onların ardında sağcısı solcusu, dünya dolusu bir kalabalığın duası ve vedası ...<br /><br />Zulüm bitmedi henüz, ama toprak da örtemedi Haluk Hoca’nın koca yüreğini. Bir şiir okudum, sonra bir adam tanıdım. Şiir Anadolu’yu anlatıyordu, Adam tam da şiirdeki Anadolu’ydu. Bugünden ve yarınlardan ümitli koca bir Anadolu...]]></description><guid isPermaLink="false">https://api.spreaker.com/episode/76001185</guid><pubDate>Mon, 26 Oct 2026 15:46:54 +0000</pubDate><enclosure url="https://api.spreaker.com/download/episode/76001185/004_ya3ovulpxb0.mp3" length="9742124" type="audio/mpeg"/><itunes:author>Raindrops Tv</itunes:author><itunes:subtitle>Ödünç kelimeler bu bölümde Prof. Dr. Haluk Savaş'ın kelimeleri ile konuşuyor.

Haluk Hoca 30 Haziran 2020 tarihinde geride örnek bir hayat hikayesi bırakarak bu dünyaya ve sevdiklerine veda etti. Ölüm sebebi kanserdi ama onu kanser yapan sebepler...</itunes:subtitle><itunes:summary><![CDATA[Ödünç kelimeler bu bölümde Prof. Dr. Haluk Savaş'ın kelimeleri ile konuşuyor.<br /><br />Haluk Hoca 30 Haziran 2020 tarihinde geride örnek bir hayat hikayesi bırakarak bu dünyaya ve sevdiklerine veda etti. Ölüm sebebi kanserdi ama onu kanser yapan sebepler vardı ve o ölüme gülümseyerek tam 3 buçuk yıl mazlum ve mağdurlara hem destek ve örnek oldu hem de zulmü yapanlara karşı demokratik haklarını sonuna kadar kullanarak mücadelesini sürdürdü. Eylemleri, çabaları ve mücadelesi kısacası ümit ve cesareti insanlara ilham kaynağı oldu.<br />Türkiye tarihinde hep farklı zamanlarda da olsa acıda, mazlumiyet ve mağduriyette buluşan sağ ve sol fikirdeki insanlar onun girişimleriyle bu defa zulme karşı mücadelede bir araya geldi, birbirini anlamaya yaralarını sarmaya ve haklarını geri almaya çalışırken birbirlerine omuz vermeye başladı.<br /><br />Toplanmaların yasak, devlet eliyle insanların toplu mezarlar gibi cezaevlerine doldurulduğu zamanlardı. Bir şiir okudum Ahmet Arif’ten, sonra bir adam öldü. Haluk Savaş... Şiir Anadolu’yu anlatıyordu, Adam tam da şiirdeki Anadolu’ydu.<br />O zamanlar sağcı solcu bir arada durmaz, birbirlerine arka çıkmazdı. Demokrasi rafa kaldırılmış, insan hakları ayaklar altına alınmıştı. Koca bir millet sindirilmiş, yüzbinlerce kamu çalışanı KHK’larla ihraç edilmiş, Binlercesi göz altına alınıp tutuklanmıştı.<br />Haluk Hoca da KHK düzenini en ağır yaşayanlardan biriydi. İhraç edildi, ardından gözaltına alınıp tutuklandı, Zulüm ve işkence hemen oracıkta o anda başlamıştı, öğrencilerinin gözü önünde kelepçelerle dolaştırıldı.Ama o sinmedi. KHK’ları düpedüz zulüm olarak niteliyordu ve ilk başkaldıranlardan biri oldu. Adeta şiirdeki gibi;<br /><br />“Öyle yıkma kendini,<br />Öyle mahzun, öyle garip...<br />Nerede olursan ol,<br />İçerde, dışarda, derste, sırada,<br />Yürü üstüne - üstüne,<br />Tükür yüzüne celladın,<br />Fırsatçının, fesatçının, hayının”... diyordu.<br /><br />İki aya yakın kaldı cezaevinde, Memleketin durumu onu fazlasıyla yaralamıştı, cezaevinde kanser olduğu anlaşıldı. Müdahalede geç, tedavide yetersiz kalındı. Kanser ilerlemişti, Ölüm riski yüksek bir ameliyat geçirdi. O haldeyken bile sorumlular işkencede sınır tanımıyor, ameliyat sonrasında ellerini sedyeye kelepçelemekten bahsediyordu. Boyun eğmedi, direndi, hakkını aradı.<br /><br />O hastanedeyken mahkemeden tahliye kararı çıktı, zaten sonrasında da beraat edecekti. Ama Doktorlar üç yıl ömrü kaldığını söylüyordu. Sadece 3 yıl… Zaman az, mağdur dünya kadardı. Bu onu daha da ateşledi. Dışarı çıktıktan sonra bir gününü boş geçirmedi. Bir yandan mağdurlara yardım ediyor, bir yandan da onları ses vermeye iknaya çalıştı.<br />Şiirde diyordu ya<br /><br />Ne İskender takmışım,<br />Ne şah ne sultan<br />Göçüp gitmişler, gölgesiz!<br />Selam etmişim dostuma<br />Ve dayatmışım...<br />Görüyor musun ?<br /><br />O da zulüm geçecek diyordu, eğer biz mücadele edersek. Her girişimi ilham oldu insanlara. Mağdurların seslerini duyurabilmeleri için youtubeta KHK TV’yi kurdu, kendisi gibi düşünen bir kaç kişiyle şehir şehir dolaşarak KHK platformunu örgütlemeye çalıştı. Başarılı da oldular. Türkiye’de kurulan korku imparatorluğuna rağmen insanlar birbirlerine omuz vermeye, yaralarını birlikte sarmaya, dahası ses vermeye başladı.<br /><br />2019 yılında tedavi için yurt dışına gitmek istedi, bu defa da pasaport zulmü başlattılar. Gidecek ve geri gelmeyecek diyorlardı. Yurt dışına çıkışına izin vermediler. Haluk Hoca direnişin sembolu olmuştu. Korkusuzluğu milyonları da ayağa kaldırdı. Dünya’dan öyle tepkiler yükseldi ki, ona pasaport vermeyenler Haluk Hoca’yı adeta kendi elleriyle yurtdışına gönderdiler.<br /><br />Haluk Hoca kaçacak diyenlerin yüzüne bir şamar vurur gibi gitti, tedavi gördü ve geldi. Daha havalimanında mücadeleye devam diyordu.<br /><br />Haluk Savaş, isminin başında profesör ünvanı da var, Gaziantep Üniversite’sinde Ruh Sağlığı ve Hastalıkları hocasıydı. Doktordu, bilim adamıydı yani, dünya tanıyordu, makaleleri prestijli bilim...]]></itunes:summary><itunes:duration>488</itunes:duration><itunes:explicit>false</itunes:explicit><itunes:image href="https://d3wo5wojvuv7l.cloudfront.net/t_rss_itunes_square_1400/images.spreaker.com/original/791f1a937e726db3ac42f112019b7272.jpg"/><itunes:episodeType>full</itunes:episodeType></item><item><title>GAZETECİ MEVLÜT ÖZTAŞ’IN AZİZ HATIRASINA...</title><link>https://www.spreaker.com/episode/gazeteci-mevlut-oztas-in-aziz-hatirasina--75996297</link><description><![CDATA[MERHUM GAZETECİ MEVLÜT ÖZTAŞ’IN AZİZ HATIRASINA...<br /><br />Ödünç Kelimeler bu hafta Öztaş ailesinin son üç yılda yaşadığı daha doğru ifadesiyle, onlara reva görülen zulüm ve insan haklarını hiçe sayan muamelelerin hayatlarında oluşturduğu derin yaraları, evlatlarından ödünç aldığı ifadelerle bir kere daha dile getiriyor.<br /><br />Onların yaşadıklarını dinleyince “Hayat Güzeldir” filmi geliyor akla. Hayat Güzeldir, isminin aksine tam anlamıyla bir dramdır. Bir yandan hüngür hüngür ağlatır izleyenleri, bir yandan da gülümsetir. Naziler tarafından toplama kampına alınan bir ailenin acı hikayesidir konusu. Ama aile arasındaki sevgi o kadar güçlüdür ki, o ailede herkes kendinden önce diğer aile fertlerini düşünür ve onları gülümsetebilmek, doyurabilmek, koruyabilmek ve hayatta kalmalarını sağlayabilmek için film boyunca rol yapar.<br />Bir ölüm kampında, nefretin, korkunun ve işkence çığlıklarının altında, masumiyetin gülümseyen yüzüyle karşılaşır seyirci ve ölümün kol gezdiği kampta çocuk kahkahaları duyulan bir oyun bahçesi kurmaya çalışır baba.<br /><br />Ağlatır bu hikaye herkesi, hem de hüngür hüngür.<br /><br />Ekranları başındaki insanlar hem perdedeki anne, baba ve çocuk için ağlar hem de kendileri için. Çünkü o ağlatan hikaye öyle çeker ki izleyeni içine empati yapar insanlar ve o acı olayları gerçekten de kendileri yaşıyormuş gibi hissederler. Ama diğer yandan da geçip gittiğine inanırlar o karanlık tarihin, soykırımların. O rahatlıkla otururlar koltuklarında. Ne yazık ki dünyanın ya da kendi ülkemizin bir yerlerinde tıpa tıp aynı olmasa da benzer acılar yaşanıp gitmektedir ve filmdeki karakterlere duyulan empatiyi esirger insanlar komşusundan, akrabasından, arkadaşlarından, öğrencilerinden ya da öğretmenlerinden.<br /><br />Mevlüt Öztaş 4 evladı olan bir gazeteciydi. 30 ay tutulduğu cezaevinde defalarca rahatsızlandı, ameliyatlar geçirdi ama çocuklarına hep gülümsedi. Sağlık durumunun giderek ağırlaştığını en iyi kendisi biliyordu ve defalarca tahliyesini ya da tedavisi edilmesini talep etti. Ama hayatının son günlerine kadar umursayan, vicdanı sızlayıp insafa gelen olmadı. Bütün bu olanlara rağmen onun kızlarına verdiği en önemli değer, “ÜMİT HEP VARDIR” inancıydı.<br /><br />Cezaevinde kansere yakalandığında bile eşi ve çocukları ne zaman “nasılsın” diye sorsa “iyiyim” diyordu. Küçük oğlu onun saçsız halini gördüğünde çok komik bulmuştu ve o da “senin için saçlarımı kestirdim oğlum” diye cevap vermişti. 5 buçuk yaşındaki Ali Yekta babasının saçlarının kemoterapi yüzünden döküldüğünü birgün öğrenecek, belki kendine kızacak babasına güldüğü için, ama yine bilecek ki babalar evlatlarının gülmesine asla kızmazlar, ya da üzülmezler. Elinde olmayan sebeplerle bile evlatlarını gülümsetebildilerse bununla ancak mutlu olurlar.<br /><br />Mevlüt Öztaş kendi çabalarına, kızlarının çalınmadık kapı, yetkili makam bırakmamalarına rağmen ömrünün son günlerine kadar tahliye edilmedi. Salıverildikten kısa süre sonra da hayatını kaybetti.<br />Ödünç Kelimeler, Mevlüt Öztaş’ın Hayat Güzeldir’de ölüm kampını oyun bahçesine çeviren baba misali, ailesini yaşanan ağır ve acı olayların dışında tutma çabasını ödünç alıp anlatıyor...<br /><br />Merhum’a Allah’tan rahmet, acılı ailesine, kızları<br />Rabia,<br />Büşra<br />ve Elif’e,<br />oğlu Ali Yekta’ya<br />sabr-ı cemil niyazıyla...<br /><br />Not: Eğer yaşadıklarınızı ödünç vermek, hikayelerinizi paylaşmak isterseniz<br />odunckelimeler@gmail.com adresinden bize yazabilirsiniz.]]></description><guid isPermaLink="false">https://api.spreaker.com/episode/75996297</guid><pubDate>Mon, 26 Oct 2026 11:34:48 +0000</pubDate><enclosure url="https://api.spreaker.com/download/episode/75996297/003_sodeqkkp8ga.mp3" length="9759884" type="audio/mpeg"/><itunes:author>Raindrops Tv</itunes:author><itunes:subtitle>MERHUM GAZETECİ MEVLÜT ÖZTAŞ’IN AZİZ HATIRASINA...

Ödünç Kelimeler bu hafta Öztaş ailesinin son üç yılda yaşadığı daha doğru ifadesiyle, onlara reva görülen zulüm ve insan haklarını hiçe sayan muamelelerin hayatlarında oluşturduğu derin yaraları,...</itunes:subtitle><itunes:summary><![CDATA[MERHUM GAZETECİ MEVLÜT ÖZTAŞ’IN AZİZ HATIRASINA...<br /><br />Ödünç Kelimeler bu hafta Öztaş ailesinin son üç yılda yaşadığı daha doğru ifadesiyle, onlara reva görülen zulüm ve insan haklarını hiçe sayan muamelelerin hayatlarında oluşturduğu derin yaraları, evlatlarından ödünç aldığı ifadelerle bir kere daha dile getiriyor.<br /><br />Onların yaşadıklarını dinleyince “Hayat Güzeldir” filmi geliyor akla. Hayat Güzeldir, isminin aksine tam anlamıyla bir dramdır. Bir yandan hüngür hüngür ağlatır izleyenleri, bir yandan da gülümsetir. Naziler tarafından toplama kampına alınan bir ailenin acı hikayesidir konusu. Ama aile arasındaki sevgi o kadar güçlüdür ki, o ailede herkes kendinden önce diğer aile fertlerini düşünür ve onları gülümsetebilmek, doyurabilmek, koruyabilmek ve hayatta kalmalarını sağlayabilmek için film boyunca rol yapar.<br />Bir ölüm kampında, nefretin, korkunun ve işkence çığlıklarının altında, masumiyetin gülümseyen yüzüyle karşılaşır seyirci ve ölümün kol gezdiği kampta çocuk kahkahaları duyulan bir oyun bahçesi kurmaya çalışır baba.<br /><br />Ağlatır bu hikaye herkesi, hem de hüngür hüngür.<br /><br />Ekranları başındaki insanlar hem perdedeki anne, baba ve çocuk için ağlar hem de kendileri için. Çünkü o ağlatan hikaye öyle çeker ki izleyeni içine empati yapar insanlar ve o acı olayları gerçekten de kendileri yaşıyormuş gibi hissederler. Ama diğer yandan da geçip gittiğine inanırlar o karanlık tarihin, soykırımların. O rahatlıkla otururlar koltuklarında. Ne yazık ki dünyanın ya da kendi ülkemizin bir yerlerinde tıpa tıp aynı olmasa da benzer acılar yaşanıp gitmektedir ve filmdeki karakterlere duyulan empatiyi esirger insanlar komşusundan, akrabasından, arkadaşlarından, öğrencilerinden ya da öğretmenlerinden.<br /><br />Mevlüt Öztaş 4 evladı olan bir gazeteciydi. 30 ay tutulduğu cezaevinde defalarca rahatsızlandı, ameliyatlar geçirdi ama çocuklarına hep gülümsedi. Sağlık durumunun giderek ağırlaştığını en iyi kendisi biliyordu ve defalarca tahliyesini ya da tedavisi edilmesini talep etti. Ama hayatının son günlerine kadar umursayan, vicdanı sızlayıp insafa gelen olmadı. Bütün bu olanlara rağmen onun kızlarına verdiği en önemli değer, “ÜMİT HEP VARDIR” inancıydı.<br /><br />Cezaevinde kansere yakalandığında bile eşi ve çocukları ne zaman “nasılsın” diye sorsa “iyiyim” diyordu. Küçük oğlu onun saçsız halini gördüğünde çok komik bulmuştu ve o da “senin için saçlarımı kestirdim oğlum” diye cevap vermişti. 5 buçuk yaşındaki Ali Yekta babasının saçlarının kemoterapi yüzünden döküldüğünü birgün öğrenecek, belki kendine kızacak babasına güldüğü için, ama yine bilecek ki babalar evlatlarının gülmesine asla kızmazlar, ya da üzülmezler. Elinde olmayan sebeplerle bile evlatlarını gülümsetebildilerse bununla ancak mutlu olurlar.<br /><br />Mevlüt Öztaş kendi çabalarına, kızlarının çalınmadık kapı, yetkili makam bırakmamalarına rağmen ömrünün son günlerine kadar tahliye edilmedi. Salıverildikten kısa süre sonra da hayatını kaybetti.<br />Ödünç Kelimeler, Mevlüt Öztaş’ın Hayat Güzeldir’de ölüm kampını oyun bahçesine çeviren baba misali, ailesini yaşanan ağır ve acı olayların dışında tutma çabasını ödünç alıp anlatıyor...<br /><br />Merhum’a Allah’tan rahmet, acılı ailesine, kızları<br />Rabia,<br />Büşra<br />ve Elif’e,<br />oğlu Ali Yekta’ya<br />sabr-ı cemil niyazıyla...<br /><br />Not: Eğer yaşadıklarınızı ödünç vermek, hikayelerinizi paylaşmak isterseniz<br />odunckelimeler@gmail.com adresinden bize yazabilirsiniz.]]></itunes:summary><itunes:duration>488</itunes:duration><itunes:explicit>false</itunes:explicit><itunes:image href="https://d3wo5wojvuv7l.cloudfront.net/t_rss_itunes_square_1400/images.spreaker.com/original/5a8b8eff79cd7a22603f30e57d81c004.jpg"/><itunes:episodeType>full</itunes:episodeType></item><item><title>SÜRGÜNDE BABA OLMAK</title><link>https://www.spreaker.com/episode/surgunde-baba-olmak--75996296</link><description><![CDATA[Kelimeler çocukları kucaklayamıyormuş....<br />Çok şey oldum bugüne kadar. Evlat oldum başta, birilerine kardeş, Çocuk oldum, mahallenin çocuklarına arkadaş. Sonra öğrenci, mezun, genç, yetişkin, muhabir, şef, müdür, hatta genel müdür. Fakir oldum de oldum zengin de. Gün oldu kazanan oldum, aranan oldum bey oldum, sir oldum. Yerli de oldum, yabancı da. Kaybeden oldum bazen. Unutulan, görmezden gelinen, hatta kaçılan. Öyle bir gün geldi ki hiç evlatlarımdan ayrılmak zorunda bırakıldım ve o gün hiç oldum, kayboldum. İşte o gün anladım “kelimeler çocukları kucaklıyamıyormuş”.<br /><br />Kanalımızı Abone olarak destekleyin<br /><br />https://www.youtube.com/channel/UC7lxCthaiqkPpQvr17tGu1A?view_as=subscriber]]></description><guid isPermaLink="false">https://api.spreaker.com/episode/75996296</guid><pubDate>Mon, 26 Oct 2026 11:34:45 +0000</pubDate><enclosure url="https://api.spreaker.com/download/episode/75996296/002_cpyj6ybgtgy.mp3" length="8364044" type="audio/mpeg"/><itunes:author>Raindrops Tv</itunes:author><itunes:subtitle>Kelimeler çocukları kucaklayamıyormuş....
Çok şey oldum bugüne kadar. Evlat oldum başta, birilerine kardeş, Çocuk oldum, mahallenin çocuklarına arkadaş. Sonra öğrenci, mezun, genç, yetişkin, muhabir, şef, müdür, hatta genel müdür. Fakir oldum de oldum...</itunes:subtitle><itunes:summary><![CDATA[Kelimeler çocukları kucaklayamıyormuş....<br />Çok şey oldum bugüne kadar. Evlat oldum başta, birilerine kardeş, Çocuk oldum, mahallenin çocuklarına arkadaş. Sonra öğrenci, mezun, genç, yetişkin, muhabir, şef, müdür, hatta genel müdür. Fakir oldum de oldum zengin de. Gün oldu kazanan oldum, aranan oldum bey oldum, sir oldum. Yerli de oldum, yabancı da. Kaybeden oldum bazen. Unutulan, görmezden gelinen, hatta kaçılan. Öyle bir gün geldi ki hiç evlatlarımdan ayrılmak zorunda bırakıldım ve o gün hiç oldum, kayboldum. İşte o gün anladım “kelimeler çocukları kucaklıyamıyormuş”.<br /><br />Kanalımızı Abone olarak destekleyin<br /><br />https://www.youtube.com/channel/UC7lxCthaiqkPpQvr17tGu1A?view_as=subscriber]]></itunes:summary><itunes:duration>419</itunes:duration><itunes:explicit>false</itunes:explicit><itunes:image href="https://d3wo5wojvuv7l.cloudfront.net/t_rss_itunes_square_1400/images.spreaker.com/original/9945abc60263a91823d91fe6108b95b7.jpg"/><itunes:episodeType>full</itunes:episodeType></item><item><title>BİR BABANIN MEKTUBU - BEN BİR ÖLÜYÜM -  (ÖDÜNÇ KELİMELER)</title><link>https://www.spreaker.com/episode/bir-babanin-mektubu-ben-bir-oluyum-odunc-kelimeler--75996281</link><description><![CDATA[Ailesinden ayrı bir baba. Ödünç kelimelerle konuşacak bizlere, 3 oğlundan ve eşinden aldığı kelimlerle bize kalbinin sesini dinletecek. 4 Yıllık Özlemin Yaralayan Hikayesini anlatacak. Muktedirler tarafından sakıncalı ilan edilen bir gazetecinin ailesi olmanın yükünü nasıl kaldırdıklarını tarif edecek bizlere. .<br />Sürgündeki bir gazetecenin gerçek duyguları. 3 oğlu ve çok sevdiği, sultanım dediği eşinden ayrı geçirdiği 4 yılı anlatacak. Onlardan aldığı ödünç kelimeler ile dile getirecek hasretini. Bu çok özel duygularını bizlerle paylaşacak. Kalbine kezzap düşmiüş gibi özlemenin ne demek olduğunu dökecek kelimelere.<br /><br />Kanalımızı Abone olarak destekleyin<br />https://www.youtube.com/channel/UC7lxCthaiqkPpQvr17tGu1A?view_as=subscriber<br /><br />Bülbülüm Altın kafeste (GRUP TUNA)<br />https://www.youtube.com/watch?v=gvEaPbDZe9A<br /><br />Zulmun İlk Romanı (Hengame)<br />https://www.youtube.com/watch?v=xUTYuseVyWM]]></description><guid isPermaLink="false">https://api.spreaker.com/episode/75996281</guid><pubDate>Mon, 26 Oct 2026 11:34:43 +0000</pubDate><enclosure url="https://api.spreaker.com/download/episode/75996281/001_zef_ffetpto.mp3" length="6509804" type="audio/mpeg"/><itunes:author>Raindrops Tv</itunes:author><itunes:subtitle>Ailesinden ayrı bir baba. Ödünç kelimelerle konuşacak bizlere, 3 oğlundan ve eşinden aldığı kelimlerle bize kalbinin sesini dinletecek. 4 Yıllık Özlemin Yaralayan Hikayesini anlatacak. Muktedirler tarafından sakıncalı ilan edilen bir gazetecinin...</itunes:subtitle><itunes:summary><![CDATA[Ailesinden ayrı bir baba. Ödünç kelimelerle konuşacak bizlere, 3 oğlundan ve eşinden aldığı kelimlerle bize kalbinin sesini dinletecek. 4 Yıllık Özlemin Yaralayan Hikayesini anlatacak. Muktedirler tarafından sakıncalı ilan edilen bir gazetecinin ailesi olmanın yükünü nasıl kaldırdıklarını tarif edecek bizlere. .<br />Sürgündeki bir gazetecenin gerçek duyguları. 3 oğlu ve çok sevdiği, sultanım dediği eşinden ayrı geçirdiği 4 yılı anlatacak. Onlardan aldığı ödünç kelimeler ile dile getirecek hasretini. Bu çok özel duygularını bizlerle paylaşacak. Kalbine kezzap düşmiüş gibi özlemenin ne demek olduğunu dökecek kelimelere.<br /><br />Kanalımızı Abone olarak destekleyin<br />https://www.youtube.com/channel/UC7lxCthaiqkPpQvr17tGu1A?view_as=subscriber<br /><br />Bülbülüm Altın kafeste (GRUP TUNA)<br />https://www.youtube.com/watch?v=gvEaPbDZe9A<br /><br />Zulmun İlk Romanı (Hengame)<br />https://www.youtube.com/watch?v=xUTYuseVyWM]]></itunes:summary><itunes:duration>326</itunes:duration><itunes:explicit>false</itunes:explicit><itunes:image href="https://d3wo5wojvuv7l.cloudfront.net/t_rss_itunes_square_1400/images.spreaker.com/original/d1ad3043fadffa8a9365221941152fab.jpg"/><itunes:episodeType>full</itunes:episodeType></item></channel></rss>
